• 18 Kasım 2018 Pazar
KÜRESEL FIRTINA YAK 0 Yorum0 BEĞENİ
KÜRESEL FIRTINA YAKLAŞIYOR MU?

KÜRESEL FIRTINA YAKLAŞIYOR MU?

6 Eylül 2018 Perşembe          

 Türk lirasındaki kargaşa, küresel bir mali krizi tetikleyebilir

 

Jerome Roos, a fellow at London School of Economics

Opinion

BUSINESS & ECONOMY

 

Geleneksel olmayan para politikası on yıldan bu yana dünya ekonomisinde büyük kırılganlıklar biriktirdi.

Yunanistan üçüncü kurtarma paketinden çıkarken ve dünya, ABD borsa tarihinin en uzun boğa piyasası içinde,  Lehman Brothers'ın çöküşünün 10. yıldönümünü kutlarken, yeni bir küresel mali krizin artık gelmekte olduğunu düşünmenin zamanı gelmiş olabilir.

Tıpkı sıradan bir kumarhanede olduğu gibi, uluslararası finansın şaşırtıcı dünyasında, kesintisiz bir kazanma çizgisinin ortaya çıkması çoğu zaman aldatıcıdır. Yatırımcılar ve politika yapıcılar bunu 2008 yılında acı bir şekilde öğrendi. Türk lirasındaki son çöküş tüm bu yaşanmış acı deneyimleri hatırlatma yönünde bir uyarı olabilir.

Türk Merkez Bankası tarafından yapılan sınırlı eylem ve Katar'ın doğrudan yatırım kapsamında, 15 milyar dolarlık bir kredi vermesi ertesinde, geçtiğimiz hafta döviz piyasaları bir miktar istikrar kazanmış gibi görünse de, meydana gelen döviz şoku, Türk ekonomisinde önemli bir zarara yol açmış durumda. Bu yıl Türk lirası ABD dolarına karşı yüzde 40'lık bir düşüşle karşı karşıya bulunuyor ve bu da ülkenin dolar cinsinden borçlarının sürdürülebilirliğine dair yaygın endişeler uyandırıyor.

Türkiye'nin sorunlarının hemen hemen bütün nedeni yeterince açık: ABD hükümeti bu ayın başlarında, 2016 darbe girişimine karışmakla suçlanan bir Amerikalı evanjelik papazın tutuklanmasına karşı olarak NATO müttefikine yönelik yaptırımlar uygulamaya başladı. Trump yönetimi tarafından yapılan açıklama ile Çelik ve alüminyum tarifelerinin ikiye katlanması, 10 Ağustos'ta lirayı adeta serbest düşüşe geçirdi.

Kriz, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “faiz oranı lobisi” olarak adlandırdığı yatırımcıların, Erdoğan’ın faiz oranlarını yükseltme konusundaki uzun süredir devam eden muhalefetinden kaynaklı korkuları nedeniyle daha da kötüleşti.

İlk bakışta, son zamanlardaki piyasa dalgalanmaları, iki popülist lider Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan arasındaki olağandışı bir ayrışmanın tetiklediği ve Erdoğan’ın “garip” ekonomik dünya görüşü yüzünden daha da kötüleşen, benzersiz bir Türk sorunu olarak ortaya çıktı.

Ancak gerçekte, Türkiye'nin sorunları kendine özgü olmaktan uzaktır. Arjantin ve Pakistan'daki Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) son zamanlardaki müdahalelerinin gösterdiği gibi; gelişmekte olan piyasalardaki daha derin kırılganlıkları açıkça yansıtmaktadır.

Kömür Madeninde Kanarya

Aslına bakılırsa, Türkiye'nin ekonomik sıkıntıları uzunca bir zaman diliminde oluşmuş ve 2008'in küresel mali krizine karşı gerçekleşen müdahalenin beklenmedik yan etkilerinden kaynaklanan, dünya ekonomisindeki altta yatan zayıflıklarla sıkı sıkıya iç içe geçmiştir.

Lehman Brothers, tam olarak 10 yıl önce gelecek ay patladıktan sonra, dünyanın önde gelen merkez bankaları faiz oranlarını tarihi düşük seviyelere indirerek ve özel bankalardan büyük miktarlarda düşük riskli varlıkları satın alarak ve en önemlisi, küresel çapta finansal sisteme 15 trilyon dolar pompalayarak ("niceliksel gevşeme" (QE)) yanıt verdi.

Fazla likidite ile karşı karşıya kalan finansal kurumlar, tüccarlar ve yatırımcılar küresel bir getiri arayışına girdiler. Bazıları paralarını ABD borsalarına akıtarak mevcut boğa rallisini besledi. Diğerleri, Londra ve San Francisco gibi küresel şehirlerde konut patlamasını körükledi.

Bununla birlikte, QE tarafından üretilen paranın önemli bir kısmı, yurtdışında - gelişmekte olan piyasalarda, kâr marjlarının genellikle gelişmiş dünyaya kıyasla önemli ölçüde daha yüksek olduğu kredilere dönüştürülmesi ve doğrudan yatırımlar şeklinde kullanıldı. Geçtiğimiz on yıl boyunca, Türkiye bu ucuz paranın ana yararlanıcılarından biriydi.

Sonuç olarak, Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)  2009'da yaşanan şiddetli ekonomik daralmadan sonra, Türkiye'nin ekonomisini yeni zirvelere ulaştırmak için,  ana şehirlerinin silüetini hızla değiştiren, muazzam bir inşaat patlaması yarattı. Türkiye, dünyanın en hızlı büyüyen gelişmekte olan pazarlarından biri haline geldi.

Ancak süreçte, ülke dolar cinsinden büyük borçlar biriktirdi. 2016 sonu itibariyle, son yıllarda ülke ekonomisindeki büyümenin yüzde 20'sine karşılık gelen Türk gayrimenkul şirketlerine verilen kredilerin yaklaşık yüzde 90'ı yabancı para cinsinden gerçekleşmiştir. Bu firmaların kazançları çoğunlukla yerel para biriminde olduğundan, liradaki düşüş bu şirketlerin borçlarını yerine getirmelerini gittikçe zorlaştırmaktadır.

Sonuç olarak, Uluslararası Finans Enstitüsü, Türk firmalarının, finans kurumlarının ve hane halklarının yabancı para borçlarının yıllık GSMH’nın yüzde 70'ine ulaştığını tahmin etmektedir. Özellikle bankalar istikrarsız bir konumdadır: bir sonraki yıl ödenmesi gereken dış borcun 100 milyar doları aşması, gerçek bir sistemik risk olduğunu göstermektedir.

Yeterli sayıda Türk bankası ve işletmesi gelecek yıl veya sonraki yıl batma konumuna gelirse, bunun yaratacağı ekonomik sonuçlar Türkiye sınırlarının ötesine geçecektir.

Yangın hattında ilk olarak, en büyük riskleri taşıyan Avrupalı ​​bankalar olacaktır. Bu bankalar, İspanya (82 milyar dolar), Fransa (38 milyar dolar) ve İtalya (17 milyar dolar) olmak üzere, hala bankacılık sektörleri küresel finansal krizin ve Avrupa devlet borç krizinin artçı sarsıntılarını yaşamakta olan üç ülkede yoğunlaşmıştır..

Mali bulaşma ihtimalini oluşturan ikinci yol, sermaye girişlerinin aniden durması ve Hindistan, Endonezya, Pakistan, Arjantin ve Güney Afrika gibi diğer savunmasız gelişmekte olan piyasaların para birimleri üzerinde oluşacak risklerdir.

Sahra altı Afrika'daki bazı pazarlar da - Angola, Gana, Etiyopya ve Mozambik gibi - son derece hassas olarak tespit edilmiştir. Aynı durum, Şili, Polonya ve Macaristan gibi daha gelişmiş ekonomiler için de geçerlidir ve bunların hepsi GSYİH'nın yüzde 50'sini aşan nispeten büyük döviz cinsi borç taşımaktadır.

Türkiye, bu bakımdan, kömür madenindeki bir kanarya gibi görünüyor.

 

Mükemmel bir fırtına

Gerçekten de, birkaç yıldan beri, küresel finansal sistemde, 1980 ve 1990'lardaki önceki kriz dönemlerinde olduğu gibi, yabancı sermayeye en çok bağımlı olan gelişmekte olan piyasalara odaklanan mükemmel bir fırtına emareleri görülmeye başlanmıştır.

“The Bank for International Settlements”a göre, 2009 yılındaki ekonomik durgunluğun başlamasından bu yana dünyadaki dolar cinsinden borç miktarı, 11.4 trilyon dolara yaklaşmış ve gelişmekte olan piyasaların payı toplam artışın 3.7 trilyon dolarını oluşturmaktadır. Günümüz ve 2025 yılları arasında, bu ülkelerdeki hükümetlerin, şirketlerin ve finans kurumlarının, bu dış borç dağının 2.7 trilyonluk kısmını geri ödeme veya yeniden finanse etmenin bir yolunu bulmaları gerekecektir.

Sorun şu ki, ABD’nin ekonomisindeki nispeten iyileşmeye paralel olarak gerçekleştirdiği parasal sıkılaştırma politikaları neticesinde, bu dolar cinsinden yükümlülüklerin ödenebilmesi gittikçe zorlaşacaktır. Fed yetkilileri, sadece önümüzdeki 15 ayda faiz oranlarını en az beş kez artırabileceklerini belirttiler.

Sonuç olarak, giderek artan sayıda gelişmekte olan ülke ekonomisi, artan borçlanma maliyetleri, azalan sermaye girişleri ve daha güçlü bir ABD doları arasında sıkışıp kalacak ve bunların tümü dolar cinsinden borçlarının ödenmesi için gerekli olan masrafları artıracak ve hatta borçların ödenmesini imkânsız hale getirecektir.

Öte yandan, Çin'deki belirgin yavaşlama, Çin hükümetinin, kendi başına genel dünya ekonomisini ardından sürüklediği 2009 yılının aksine, gelişmekte olan piyasaların kurtarılmasına gelemeyeceği anlamına geliyor. Emtia ihraç eden gelişmekte olan ülkelerin çoğunun büyüme beklentileri de bu süreçten etkilenecektir.

Türkiye'nin bu yükselen piyasa borç krizinin ön saflarında yer almasının nedeni; kısa vadeli dolar cinsinden borçları, aşırı derecede ısınmış ekonomisi ve Erdoğan'ın yol açtığı artan jeopolitik risklerin tehlikeli bir kombinasyonuna sahip olmasıdır

Gelişmiş ülkelerde parasal sıkılaşmanın mevcut rotası devam ederse (ve bunun olmayacağına inanmak için bir neden yoktur), yeni başka para ve borç şoklarının Türkiye ile sınırlı kalması olası görünmemektedir.

Dünya ekonomisinin göreceli olarak sakin gözüken küresel finansal sistemi, tarihsel olarak düşük faiz oranlarının ve benzeri görülmemiş parasal genişleme dalgasının tetiklediği spekülatif yatırımların on yıldan beri biriktirmiş olduğu muazzam kırılganlıkları barındırmaktadır.

Dünyanın önde gelen merkez bankalarının nihayetinde QE programlarını sona erdirmesi ve faiz oranlarını yükseltmeye başlamasıyla birlikte, bu sistemsel savunmasızlıklar artık görünür hale gelmiştir.

(Yazının tamamına aşağıdaki kaynaktan ulaşılabilir)

Kaynakça: https://www.aljazeera.com/indepth/opinion/turkey-lira-turmoil-herald-global-financial-crisis-180825165156035.html


192 Görüntülenme Sayısı
Kategori : EKONOMİ
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *