• 19 Ekim 2017 Perşembe
Savaş 'Trump'eti 0 Yorum1 BEĞENİ
Savaş

Savaş 'Trump'eti

2 Ekim 2017 Pazartesi          

Ataalp PINARER

 

Donald Trump seçim kampanyası boyunca birçok çarpıcı politika değişikliğine gideceğini ifade etti. En çok kullandığı cümle “Amerika’yı tekrar “büyük” yapacağım” idi.  Vergilerin düşürülmesi, büyük alt yapı yatırımları yapılması, savunma harcamalarının artırılması, Rusya ile yeni bir başlangıç yapılması, NATO’nun tekrar değerlendirilmesi, serbest ticaret anlaşmalarının fesih edilmesi, korumacılık önlemleri, göçmen karşıtlığı, radikal İslamcı akımlarla mücadele, söz verdiği konuların en önemlilerini oluşturuyor. Bunların hepsi gerçekten çok önemli konular ama en kritik konu şu; Trump Amerika’yı tekrar büyük yapmanın en etkili yolunun elindeki büyük “sopayı (askeri gücünü)“ daha da büyütmek olduğuna inanıyor.

Trump’ın belki de bir ticaret insanı olması nedeniyle, NATO ve ittifak ilişkilerini,  “güvenlik için maddi külfete katılım miktarlarına” indirgemesi; onun değerlerden ziyade, reel ülke çıkarlarına verdiği önemi gösteriyor. Bunu dünyanın “en büyük gücü” yapmaya başlarsa; dünyada güce, silaha (hard power) dayalı bir ülke menfaati koruma modası yaygınlaşacak demektir. Yani; uluslararası ilişkiler ortamının 1930’lu yılların bir kopyasına dönüşme ihtimali gittikçe artmaktadır.

100 milyar doları aşması öngörülen güvenlik politikaları kapsamında; asker sayısının onbinleri bulacak şekilde artırılması, birçok yeni gemi ve uçak inşa edilmesi var.

Trump şu an için 480,000 olan Kara Gücü’ne 60,000 asker eklemeyi, 15 yıl içinde 78 yeni harp gemisi ve denizaltı inşa etmeyi ve uçak sayısını en az 100 adet artırmayı, deniz piyade kuvvetini de 12,000 ilave askerle güçlendirmeyi düşünüyor.  Tabi, ilave üs, tesis, tersane gibi askeri alt yapı yatırımlarını da buna ilave etmek gerekiyor.

Bu kuvvet planlamasının kuşkusuz en pahalı kısmı yeni gemi inşaları olacaktır. Şu anda 272 olan harp gemisi sayısının 350’ye çıkarılmasının 2030 yılına kadar bitirilmesi planlanıyor. Böylesine iddialı bir kuvvet oluşturma girişimi en son Reagan döneminde gerçekleşmişti.

Rusya ve Çin’in de son yıllarda silahlanmaya ağırlık verdikleri göz önüne alındığında; bu durumun dünyada yeni bir silahlanma yarışını başlatacağını söylemek için uzak görüşlü bir kâhin olmaya gerek yok.

Trump’ın bu politikaları istemesinin pratik bir nedeni, Amerikalılara yeni işler yaratmak, ekonomik durgunluğu yenmektir. Barışı korumak için yeterli derecede caydırıcı bir kuvvet oluşturmak da stratejik bir diğer amaç olacaktır. Aslında, İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan ve önemini soğuk savaş boyunca sürdüren “askeri endüstriyel yapı” nın istediği güç ve etkinliğe tekrar kavuşması;  içyapıdaki “güç ve para mücadelesi oyununun” pek gündeme getirilmeyen, yeni bir perdesini oluşturmaktadır.

Donald Trump’ın bu politikaları gerçekten yürürlüğe konacak olursa; bundan en çok faydalanacak olan ülkelerin Rusya, İsrail, Türkiye, Mısır ve Çin olabileceğine yönelik değerlendirmeler yapılmaktadır. Özellikle antidemokratik otoriter yönetimler altındaki Rusya ve Çin gibi ülkelerin, çevrelerinde ve dünyada etki alanlarını genişletme yönündeki faaliyetlerinin hızlanması beklenmektedir. Bu durumda, kaçınılmaz olarak, Orta Avrupa, Kafkaslar, Orta Asya ve Asya-Pasifik’te yeni mücadele ve istikrarsızlık alanları oluşacaktır.

Trump’un bu politikalarını harp ekonomisi temelli, “Hitleryan” bir yöntem olarak niteliyorum. Çünkü bu yöntem iktidara geldikten sonra Hitler tarafından yürürlüğe konmuş ve son derece başarılı bir sonuç vermişti. Yerlerde sürünen Alman ekonomisi birkaç yılda dünyanın en büyük sanayi gücü haline gelmiş; ülke inanılmaz alt yapı inşası hamlesiyle, bir şantiye yerine dönmüş; işsizlik ve açlıktan ölme korkusu yaşayan Almanlar işe ve aşa kavuşmuştu. Ancak tabi bütün bu faaliyetlerin asıl amacı ilerde gerçekleştirilecek bir “intikam savaşı’na” hazırlık idi. Sonucun ne olduğunu herkes biliyor…

Son söz; 1945’ten sonra kurulmuş bulunan liberal-demokratik dünya düzeni derin bir kriz içindedir. Bu korkunç savaşı yaşamış olanlar ölmüştür ve maalesef nesiller silsilesinde insan hafızası felaketleri hızla unutmaktadır. İnsani değerlerin ikinci plana itildiği, katı menfaat, çıkar ve para temelli, güç politikalarının tekrar umut beslenen bir yönteme dönüşmüş bulunduğu dünyamızda, geleceğin barış ve huzur dolu olacağını söylemek gittikçe zorlaşmaktadır. 


4521 Görüntülenme Sayısı
Kategori : ANALİZLER
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *