• 22 Mayıs 2018 Salı
ABD?NİN YENİ BAŞKAN 0 Yorum0 BEĞENİ
ABD?NİN YENİ BAŞKANI TRUMP?IN ASYA POLİTİKASI

ABD?NİN YENİ BAŞKANI TRUMP?IN ASYA POLİTİKASI

Tuesday, March 21, 2017          

 ABD’NİN YENİ BAŞKANI TRUMP’IN ASYA POLİTİKASI

 

 

 

Mehmet Emin HAZRET

 

Pasifikten Baltık denizine kadar uzanan Avrasya   büyük karasının üzerinde yaşayan  ve nüfusu 10 milyonu geçen Milletlerin içinde   bağımsızlığını elde edemeyen tek  halk Uygur Türkleridir. Uygurların hak ettiği özgürlüğe kavuşamamasındaki  sebeplerin başında  ise, uygar dünya ile  mensubiyeti olmayan, içe dönük ve  kapalı kültüre sahip bir Uzakdoğu  ülkesi  olan Çin’in sömürgesi  ve komünist  rejimin boyunduruğu altında bulunmasıdır.  Uygurların hala esaret altında yaşamasındaki  temel dış  etken  ise, 2. Dünya Savaşı  galibi  ülkeler tarafından kurulan yeni  dünya düzeninin kurbanları arasında yer almış olmasında yatmaktadır.  

 

Son ve yeni gelişmelerle, Uygurların Çin esaretinden kesin olarak kurtulup,  ana vatanları Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını tekrar kazanabilmesi  için ufukta yeni umutlar ve  kurtuluş  ışıkları gözükmektedir.

Şimdi, bu gelişmeler nelerdir? İnceleyelim;

ABD Yeni Başkanı Donald Trump ve Ekibi Dış Düşman Olarak Çin’i Seçmiştir

ABD, dünyayı tek başına kontrol etme güç ve kapasite ve yeteneğini  yavaş- yavaş yetirmeye başlamıştır. Yeni seçilmiş başkan Donald Trump son çıkışları ile,  iş adamı kökenli biri olarak daha pratik düşünen bir lider olduğunu göstermektedir. Onun “ ABD’yi büyük yapacağım.” Sloganının altında,  küçülen ABD’nin gerçeğini kabullenmekle beraber  “ABD’nin ekmeğini çalana da izin vermem.” mesajı da  yatmaktadır. Rasyonel politikacı Donald Trump,  “Madem ABD tek başına  artık dünyayı yönetemiyor, o zaman iki ezeli rakipten birini dosta çevirmeli”  yolunu seçmeyi  zorunlu olarak  hissetmiş ve tüm engelleri aşarak Putin Rusya’sı ile  barış yapmaya ve daha sonra ise, ortak olmaya karar vermiştir. Diğer rakip Çin’i  ise, ”  ABD’nin yeni düşman adayı  ülkesi  ” olarak seçmiştir.

ABD’nin 2017 yıllık askeri bütçesi 622 milyar dolardır. ABD’nin dev silah  endüstri sininin çarklarını   döndürmek için ABD Ordusunun  sürekli harekât  ve operasyonlar yapması ve hatta savaşması gereklidir.  Bu yüzden Trump  kuracağı yeni  kabinesine ABD Ordusunun üç emekli  Generalini   Bakan adayı olarak açıklamıştır.  2015’de    dünya genelinde yapılan silah ticaretinin tutarı   yaklaşık   80 milyar dolar olarak açıklanmıştır. Bu küresel silah ticaretinde  ABD’nin tek başına payı   40 milyar dolar olup, küresel silah ticaretinin % 50.lık   bölümü ile  en önde gelmektedir.  Buna karşılık, ABD’nin  Eylül 2016′ de sadece Çin’den kaynaklanan cari ticaret açığı 42 milyar dolar olmuştur. Bu yüzden, durumun ciddiyet ve vahametini kavrayan 5 milyarder iş adamı arkadaşını de kabinesine almıştır. Milyarder iş adamlarından biri Exxon Mobil’in eski CEO’su Rex Tillerson’dur.  Rex Tillerson ABD Dış İşleri Bakanı olarak atanmıştır. Tillerson, Rusya ile çok iyi  ticari ilişkisi olan ve Putin tarafından Rusya devlet madalyası takdim edilen bir Rus dostu olarak tanınmaktadır.

ABD.’nin yeni Dış işleri Bakanı Tillerson 12 Ocak 2017 günü Senatodaki oturumda, Güney Çin denizini kast ederek “Biz Çin’e net  olarak  şu mesajı göndereceğiz; Çin  yapay adalar  yapımını durdurmalı. Çin’in bu adalara yaklaşmasına  kesinlikle ve  asla izin vermeyeceğiz.” Diye konuşmuştur.

13 Ocak Çin komünist partisi resmi   yayın organı gazetesi “Global Times” İngilizce yayınında  Rex Tillerson’a cevaben “Bu bahaneyle Washington güney Çin denizine büyük çapta asker sevkiyatı yapma niyetindedir.  Başvuracağı yöntemler ile Çin’in güney Çin denize girmesini engellemeyi düşünmesi aptallıktır.”  diye yazmış ve ABD’yi açıkça tehdit etmiştir. Bu sözleri ile Rusları sevindiren müstakbel Dış işleri bakanı  Rex Tillerson daha  ilk adımda  Çin’e gözdağı vermiş ve korkuya kapılan Çin’i çileden çıkartmıştır.

Aynı gün Başkan Trump tarafından savunma bakanı olarak atanan Orgeneral James Mattis, savaş tehlikesi üzerinde konuşurken; “ İkinci Dünya Savaşından beri günümüzdeki en büyük tehlike terörizm ve Çin’in güney Çin denizindeki harekâtıdır… Çin  çevresinde ve bölgede  uluslararası toplumun kendisine olan  güvenini  kaybetmiştir.” Diye konuşmuştur.

Donald Trump kabinesini oluşturmaya devam ederken,21 Aralık 2016 günü  Beyaz Saray Ulusal  Ticaret Kuruluna (White House National Trade Council)  Başkanlığına ünlü akademisyen  Peter Navarro’yu atamıştır. Yeni başkan  Peter Navarro  yeni kabinedeki tek akademisyendir. Harvard Üniversitesi’nde doktorasını yapmış ve daha sonra Kaliforniya Üniversitesi’nde uzun süre  ekonomi Profesörü olarak çalışmıştır. Prof.Navarro’nun  çeşitli tarihilerde  ABD hükümeti  ile  kamuoyunu Çin’e karşı uyaran 3 kitabı  bulunmaktadır.

Navarro bu eserlerinde,  küresel serbest rekabet kurallarına uymayan Çin’in, ABD ekonomisinin altını oyduğuna dair yol ve  yöntemlerini bütün açıklığı ile ortaya sermiş; Çin’in  ABD  endüstrisi ile  üretiminin  çökmesine  nasıl sebep olduğunu  vurgulamıştır.  Seçim kampanyasında Trump’in dillendirdiği Çin mallarına % 45 oranında  gümrük vergisi  uygulayacağı söylemi ile   fikrinin arkasında Peter Navarro’un etkisinin olduğu bilinmektedir.   ABD kamuoyuna “Çin, ABD ekonomisinin katilidir.” diye  yüksek sesle haykıran bu  ünlü akademisyenin bu göreve atanmasının özel bir anlamı  bulunmaktadır.

Pekin,  son aylarda Çin parasını uluslararası rezervler arasına sokmayı başarmıştır. Çin böylece ABD  Dolarını  alt etmeyi amaçlamaktadır.   Yuan, Dolar gibi rezerv konumuna geldiğinde ABD’nin elindeki en büyük koz Çin’in eline geçmiş olacaktır. Dolar  ise, Dünya’da ABD’nin en önemli güvenirliği, itibarı ve karşı konulamaz etkin bir silahıdır.  ABD sadece  dünya piyasasını kontrol eden milli parası ABD Dolarının geçerliliği ve  üstünlüğünü korumak ve sarsılmaz  ve  sorunsuz bir şekilde devam ettirmek   için bile Çin ile savaşa girmeyi göze alabilecektir.

Tayvan’dan Başlayan Gerginlik

Donald Trump başkanlık seçimini  kazandıktan sonra, Tayvan devlet başkanı Sey Yingven’in tebrik telefonunu kabul etmiştir.  Bu durum ise,  ABD’nin Tayvan ile diplomatik ilişkisi kesildikten sonraki 37 yıl sonra bir ABD başkanının ilk defa Tayvan ile üst düzey temasa geçmesi anlamına gelmektedir.  Bu telefon görüşmesinden dolayı  çileden çıkan Çin hükümeti, Donald Trump’a karşı  daha önceleri en ufak bir eleştiri yapmaya  bile cesaret edemezken, Tayvan devlet başkanı Seyyingven’ı “ durumdan vazife çıkaran  bir şark kurnazı”  olarak suçlamıştır. Çin Komünist Partisi yayın organı “Global Times”,  “Tayvan’ı bir an önce silah zoru ile Çin ana karasına mutlaka   bağlayacağız ve Çin’i birleştireceğiz.” açıklamasını yapmıştır.  Buna karşılık Başkan  Trump, demokratik seçimlerle işbaşına gelen  ve ABD den milyarlarca dolarlık silah  satın alan müttefik bir ülkenin başkanının tebrik telefonunu kabul ederken, Çin’den izin alma gereği duymadığını açıklamıştır. Başkan Trump ayrıca,  “Çin, güney Çin denizinde  yapay  ada inşa ederken,  Çin parasının  gerçek değeri üzerinde spekülasyonlar  yaparken,  ABD mallarına % 9-10 arasında vergi  uygularken bize sordu mu ? ”  sözleri ile twitter hesabından   cevaplamıştır. Ayrıca Trump,  bir adım daha ileri giderek “ Ne zamana kadar tek  Çin politikası takıntısına takılacağız?”   açıklamasını de   sözlerine eklemiştir.   Yeni Başkan Donald Trump’ın  bu sözleri Çin’de şok etkisi yaratmıştır. Pekin şoktayken,  ABD’nin Pasifik’teki deniz kuvvetleri  komutanı  Amiral Harry Haris 15 Aralık 2016 günü Avustralya ziyaretinde “ Çin ile savaşmaya  her zaman hazırız .”  açıklamasında bulunmuştur.

Başkan Barak Obama da, ABD parlamentosunda kabul edilen 2017  Yıllık askeri bütçe tasarısına Tayvan ile resmi üst düzey askeri ilişkide bulunmak gibi birçok maddeyi içeren kanun maddeleri eklemiş ve bu tasarı da  onaylanmıştır. ABD Tayvan ile olan ilişkilerini  en alt seviyeden,  devlet seviyesine yükseltmiştir.  Böylece yeni Başkan  Donald Trump’ın  uzak Doğu stratejisi netleşmiş ve uygulamalarının da  önü açılmıştır.

ABD, Çin Tarafından Aldatılmasını Hazmedememektedir

ABD ve  batı Avrupa  ülkeleri 35  yıldan beri, Çin’in kalkınması için finans ve teknolojik destek sağlamaktadır. ABD. Türkiye’ye  yapmaktan kaçındığı özel gümrük indirimi ve teşvikini Çin’e uygulamıştır. Günümüzde  Çin, dünyanın ABD’den sonra 2. en büyük ekonomik gücü haline  gelmiştir.  Bu muazzam güç ise, Çin’de tek ve hâkim  bir siyasi  güç olan,  Çin komünist partisi tarafından ve bu Parti’nin 21 kişilik Politbürosu (Merkezi Komitesi) üyesi olan mutlak Tiranlar  tarafından yönetilmektedir.

ABD bu  özel  ayrıcalık ve  yardımları Çin’e sağlarken, gelişen ve kalkınan Çin’in   uygar dünyanın bir parçasına dönüşeceğini ön görüyordu. Ancak,  Çin Komünist Partisi yönetimindeki Çin, bu yardımlar ve özel olarak uygulanan bu ayrıcalıklar sayesinde kalkındıkça içeride  kendi halkına  ve bunun yanında  özellikle işgali altındaki  Doğu Türkistan,Tibet ve Güney Moğolistan  bölgeleri ile  diğer Çinli olmayan uluslara  baskı ve asimilasyonu günden güne arttırdı.  Dışta ise komşularına  ve  çevre ülkelerine  olan tehdit ve şantajlarını artırmaya ve bölge ve dünya barışını tehdit etmeye ve korku  yaratmaya başladı. Sonuçta kendilerinin kalkınıp gelişmesine yardım etmek için  dev yatırımlar yapan  Avrupa ve ABD şirketlerini ülkeden  gitmeleri için yeni  yaptırımlar ve baskılar uyguladı.  Böylece bu dev yatırımcı şirketler Batı kapitalizminin iştahını kabartan 1.5 milyarlık dev pazardan  bir biri ardı sıra bu ülkeden kovulmaya başlandı.  Bu baskı ve ağır yaptırımlara direnen ve bu ülkede varlığını sürdüren  şirketler ise,   ağır müeyyideler ve  vergi cezaları altında ezilmektedir.

ABD  elitleri sonunda  Çin konusunda çok kötü şekilde yanıldıklarını  anladılar. Çünkü Çin 2007 de uzaya bir roket göndererek yörüngede ömrünü tamamlayan kendi uydusunu vurarak yok etmişti. Bu durum ABD’yi telaşlandırdı. 13 Mayıs 2013 tarihinde Çin,  ilk Anti uydu özelliğine sahip uydusunu  uzaya gönderdi. 14  Mayıs 2013’te  Çin Komünist Partisi  organ yayını olan  “Halkın Günlüğü”  gazetesi” Siçüan eyaletinin Şichang uydu fırlatma merkezinden fırlatılan DN-2 Tipi roketin uzaydaki uyduları  vurma denemesinin  üçüncüsünü gerçekleştirdiklerini   açıkladı. Bu, durum ise, Çinin  ABD ile  uzay savaşına hazır olduğunu ilan etmesi idi. Daha sonra, Çinli Hackerler ABD’nin kritik devlet kurumlarına siber saldırılar yaptı ve devletin çok gizli bilgilerine ulaşarak bu bilgileri Çin devleti adına çaldılar. Daha sonra, Çin’in ABD’ye ait   gizli bilgileri çalması ve  önemli  bazı kurumları çalışamaz hale getirmesi, Çin Deniz Kuvvetlerinin deniz tatbikatında ABD uçak gemilerinin gövdelerindeki zırhları  konumundaki  kalın çelik duvarları delik deşik etmesi, Çin büyüsüne kapılmış  olan ABD devlet adamları ile ABD Ordusu Komutanlarının derin uykusundan  sıçrayarak uyanmasına sebep olmuştur.

ABD, Çin’in  kalkındıkça  ve geliştikçe ÇKP’nin komünist rejiminin daha çok güçlendiğinin farkına varmış durumdadır.   Çin,  bugün ABD ve Batı ülkelerinin destek ve yardımları ile dünya barışını tehdit eden ve tüm insanlığı korkutarak geleceklerini karartan  bir ülke konumuna gelmiştir.

En sonunda uyanan ve aklını başına alan  ABD, bugün  bundan 40 sene önce yürürlüğe koyduğu “Kızıl Çin ile iş birliği yaparak Sovyetler Birliği’ni Dengeleyerek Önleme ”  stratejisini tam tersinden uygulamaya sokmaya hazırlanmaktadır.

Trump –Putin Yakınlaşması

Trump seçim kampanyası sırasında Putin’e övgüler yağdırırken, Putin’in de Trump’a karşı her zaman saygı ve  sevgi içeren cümleler sarf ettiği görüldü.   Putin’in Paskalya bayramı münasebetiyle    gönderdiği  kutlama mektubunu Trump’ın  “çok güzel bir mektup “ olarak değerlendirmesi ve  Putin’in Donald Trump’ın seçimi kazanması ile ilgili olarak  “Buna bizden başka kimse inanmamıştı”  tarzında  açıklama yapması iki ülke ilişkilerinin önündeki  tüm engelleri aşabileceği sinyallerini  vermekte  idi.  06 Ocak 2017 Tarihinde Trump; “Sadece aptal insanlar Rusya ile iyi ilişkiler kurmanın kötü olduğunu düşünebilir” diye  tweet attı. Şu anda görünen odur ki, yeni başkan Donald Trump Rusya ile ilişkileri geliştirmeye kararlıdır.

Donald Trump yeni kabinesinin Dış İşleri Bakanı olarak  Rex Tillerson’u ataması,  bu konudaki son durumu şüphe bırakmayacak şekilde netleştirmiştir. Rex Tillerson Exxon Mobil Şirketinin CEO’su iken, Vladimir Putin ile çok yakın kişisel dostluğu olan ve “Rusya’nın Dostu” şeref madalyası verilmiş olan bir iş  kişi olarak öne çıkmaktadır.

ABD ile ilişkilerini pekiştiren Rusya, Avrupa sınırlarındaki   güvenlik  sorununu ve kendisine karşı tehdit algısını da   çözebilecek ve her yönden rahatlayabilecektir.  Tarih’te Rusya’ya saldırı hep batı cephesinden yanı Avrupa’dan gelmiştir. Günümüzde ise, Rusya’nın karşısında  yeni  savaş tutkularından  arınmış  ve uzaklaşmış  bir Avrupa vardır. Avrupa, huzur ve refaha savaşsız ulaşmanın formülünü çoktan bulmuştur. Rusya için ABD ile iyi dostluk kurmak, Rusya’nın refah ve istikrar, hatta Türkistan  Cumhuriyetlerinin geleceği ve selameti açısından   olumlu ve büyük  katkılar sağlayabilecektir.

Son olarak Obama hükümetinin 35 Rus diplomatı sınır dışı kararı iki ülke ilişkisini krize sokacak tehlikeli bir hamle idi. Vladimir Putin’in misilleme yapmayacağını açıklaması, ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump’ı çok sevindirmiştir.  Trump, Twitter hesabından yaptığı  açıklamada  “Bu  harika bir hareket. Onun (Putin’in ) çok akıllı olduğunu hep biliyordum.” ifadesini kullanmıştır. Bu sınır dışı etme olayı ve sonrasındaki gelişmeler,  Trump ve Putin’in iki büyük ülkeyi dost ve ortak yapmak için kesin kararlı olduğunu bir kere daha kanıtlamıştır.

Bugün güney Çin denizinde ABD ile Rusya’nın çıkarları kesişmektedir. Vietnam’da Rusların Sovyetlerden kalma askeri üssü bulunmaktadır. Güney Çin denizinde petrol aramak için Ruslar ile Vietnamlıların ortak kurduğu petrol ve doğalgaz  arama ve çıkarma şirketleri yıllardır bu sularda   faaliyetini sürdürmektedir. Vietnam ordusuna ait Denizaltılar ile hava savunma sistemleri dâhil  tüm savaş araç  ve  gereçlerinin % 95’i Rus  yapımıdır. Hindistan’ı güney Çin denizinde iş birliği teşvik eden  ülke, ABD den  daha çok  Rusya’dır. Hint şirketleri de güney Çin denizinde Vietnam ile ortak petrol aramaları yapmaktadır.  

Aynı zamanda Çin ile sınır ihtilafı hiç bitmeyen Hindistan’ın 2016 askeri bütçesi Rusya’dan geçerek  Dünya’da 3. sıraya oturmuştur. Çin’e karşı, ABD, Rusya, Hindistan’dan ibaret üç nükleer güç hızla  birbirlerine yakınlaşmaktadır. Son yıllarda Japonya ile Hindistan arasındaki  özel ilişki ise yine bu anlamda çok  önemlidir.

Ancak, Barack Obama’nın giderayak Avrupa’ya yaptığı silah sevkiyatı Donald Trump’ı sıkıntıya sokacak bir şantaj   görünümünde bir  girişim olmuştur. ABD. Ordusu  87 Abrams M1A1 tankı, 20 Paladin obüs, 136 Bradley savaş aracı ve yüzlerce tekerlekli aracın bulunduğu toplam 2 bin 800 savaş aracını Almanya’nın kuzeyinde bulunan Bremerhaven Limanı’na  intikal ettirmiştir.  Üç yük gemisiyle gelen askeri malzemelerin yanı sıra 4 bin Amerikan askeri de bu askeri malzemeler ile birlikte gelmiş bulunmaktadır.  Gelen bu ABD askerleri Estonya, Polonya, Romanya, Bulgaristan gibi AB üyesi  7 ülkeye dağılarak Rusya’ya karşı adeta yeni bir askeri duvar örmüş bulunmaktadır.   Bu askeri yığınak,  Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya sınırına yapılan en büyük askeri yığınak olarak tarihe geçmiştir.  Eğer yeni başkan Donald Trump, eski Başkan Obama tarafından giderayak   kucağına  bırakılan bu problemi çözebilirse; Rusya ile Avrupa’yı savaşın eşiğine getirecek bu  fiili durumun  önüne geçebilir ve Avrupa cephesinde büyük askeri masraflar ile ekonomik yükten de kolayca kurtulabilir.

Çin Devlet Başkanı Şijinpeng Ne Yapmaya Hazırlanıyor?

Çin devlet başkanı Şi jenping, Ocak 2017 nin ilk günlerinde 1. Nolu genelge adı ile bir genelge yayınlamıştır. Ardından derhal, ,  Çin Halk Kurtuluş Ordusu Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sey Yingting, Savunma bakanı Liu Yazho, Genel Kurmay Başkanlığı nezdindeki  ÇKP genel sekreteri Ding Yidong başta olmak üzere,  Çin Ordusunun yüksek rütbeli  47 Generali görevinden almıştır. Bazı yüksek rübeli generallerin içinde bulunduğu bir çok ordu mensubunu  tutuklayarak  hapsetmiştir. Görevden alınan Çin Ordusu Komutanları arasında  Güney Çin Bölgesi Kolordusu  ( güney Çin denizi ve çevresi de  bu kolorduya bağlıdır.) Komutanı Korgeneral  Vang Jiao Ching da vardır. Doğu Türkistan’daki  Çin İşgal  Orduları Başkomutanı  Orgeneral Zhu Fuşiong da işten el çektirilip hapsedilenler arasında bulunmaktadır.  Daha önceki yıllarda Emekli Genel Kurmay başkanı Orgeneral Gu Beyşiung , Genelkurmay başkan yardımcısı Orgeneral Şüy Seyhu ( ceza evinde öldü) başta   24 general de sadece  2014-2015 yıllarında tutuklanmıştır.

ÇKP Genel sekreteri olarak, Devlet başkanı,  Çin halk Kurtuluş Orduları Başkomutanı başta bir çok görevleri tek başına elinde toplayan  ÇKP’nın son Mültimilyarder Kızıl Kapitalıst diktatörü  Şi Jingping  Ordu içindeki kendi düşüncesine muhalif ve  liberal görüşlü olduklarına kanaat getirdiği üst düzey  Generalleri temizlemek sureti ile  Çin Ordusunun tek ve mutlak hâkimi konumunu güçlendirmiş ve böylece  ciddi şekilde bir muhtemel  savaş hazırlığına girişmiş bulunmaktadır.

Çin,  günümüzdeki siyası, ekonomik  ve toplumsal durumun kendi aleyhinde gelişmekte olduğunun  çok iyi farkındadır. İç ve dış krizin baskısı altında kalan Çin devlet başkanı Şi, krizi yönetmek ve sona erdirmek  bahanesi ile  ordu  ve hükümetin en üst 13   yetkilisini  tasfiye ederek tek başına kendi elinde toplamış durumdadır.

Tüm diktatörlerin otoriteyi elde etme   yolundaki tek  aracı savaşmaktır. Günümüzde, Mao’nun  hayatında  asla sahip olamadığı, Deng Xiaping’ın ise,  hayal bile edemediği   büyük ve tartışmasız  ve en  üst yetkileri Şijinpeng  elinde toplamış durumdadır. Ancak Şi, önceki liderler Mao ve Deng gibi otorite ve yeteneğe  hiç  sahip değildir. Bunu kazanabilmesi için  büyük ve kapsamlı bir savaşa ihtiyaç duymaktadır.  Şijingpeng’in asıl amacı Doğu Türkistan üzerinde batıya yürüyerek 2020  yılı  ve sonrasında Türkistan( Orta Asya) Türk Cumhuriyetlerini komple işgal etmek ve  ardından Hazar havzası ve denizine  ulaşmaktır.  Ancak, doğu Pasifik bölgesinde Japonlar, Güney Pasifikte ABD ve müttefikleri Çine karşı  yeni bir cephe açmış durumdadır.   Çin Lideri Şi,  şimdilik Pasifikte küçük veya orta ölçekli bir Savaşa girmeye hevesli görünmektedir. Kesin ve tam bir  Otorite olmak için savaş şarttır, ancak, savaşa girdikten sonra bir de o savaştan çıkamamak  riski de bulunmaktadır.

Pekin’ i  askeri harekâta bu kadar acil bir şekilde   zorlayan diğer önemli nokta Tayvan’ın durumudur. Tayvan’ da 2006’deki  bir kamu yoklamasında kendilerini Çinli olarak görmeyenlerin oranı  % 55  olarak tespit edilmiştir.  Tayvan’da bu kez   2016 yılında yapılan bir  kamuoyu yoklamasında   “Ben Çinli değilim” diyen Tayvanlıların  oranı  % 75’e yükselmiştir. Bu dönüşüm devam ederse,  10 Sene sonra Tayvan’da kendisini Çinli  olarak kabul eden ve gören kimse kalmayacaktır. Tayvan 1885- 1945  yılları arasında 6/ yıl süre ile   Japonya  tarafından yönetilmiştir. 1945 te Japonlar Tayvan’dan çekildiğinde 300 bin Japon, Tayvan vatandaşı olarak bu adada kalmıştı. O zaman Tayvan nüfusu 6 milyon idi. Aradan 71 sene geçti. Bugün 23 milyonluk Tayvan nüfusu içinde 6 milyon Japon kökenli ve Japon kanı karışmış olan Tayvan vatandaşı  yaşamaktadır.  Tayvanlıların   Çin’den daha çok   Japonya’ya  meyli ve daha yakın gönül bağı vardır. Eğer Çin çok kısa zamanda Tayvan’ı işgal etmezse, Bu adayı Çine katma hayali ebedi hayal olarak yok olacaktır.  Şijinpeng, Tayvan’ı Çin ana karesine katmak için askeri harekât yaparsa hem ülke içinde destek bulacak, hem gerçek “önderlik” sıfatı  de böylece tescillenmiş olacaktır.

Ancak, Çin’in Tayvan’a saldırması,  ABD’ye saldırması  ile eş değerdedir. Ayrıca, Japonya da Çin’in bu saldırılarına karşı  kenarda  susarak  beklemeyecektir. Şijinpeng bu aptallığı yapar mı?

Çin’de ekonomik, toplumsal  ve siyasi kriz gün geçtikçe derinleşmektedir.  ÇKP iktidarından umudunu kesen  ve ÇKP’nin zengin ettiği  kapitalist  kesimin ülkeden  servet ve para kaçırma dalgasının önüne bir türlü geçilemiyor. Kitlesel sosyal patlamanın nerede ve ne zaman patlayacağını tahmin etmek şu anda mümkün görünmemektedir.   Hongkong’da bağımsızlık yanlısı   partinin oyları  hızlı yükseliyor. Tayvan halkı ise, ırki  ve  kan bağı olan Kıt’a Çini’nden hızla  uzaklaşıyor. ÇKP işgalindeki Doğu Türkistan ve Tibet’teki tepkisel eylemler ve  direniş toplumsal boyut kazanmaktadır.

İç muhalifleri bastırma ve rejim karşıtlarını ortadan kaldırmanın yasallığını kendi toplumu  ile  uluslararası kamuoyunu inandırmak için  Çin’in her hangi bir ülke ile bir  savaşa girişmesi ihtimali gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

Olası böyle bir savaş patlak verdiğinde; Çin’in kontrolünden çıkacaktır.  Bu durumda ABD'nin  Çinli muhalifler ile  bağımsızlık mücadelesi vermekte olan halkların silahlanmasına  imkân ve katkı  sağlamaya mecbur kalacağı kesindir.

Kaynak: http://www.uyghurnet.org/


1199 Görüntülenme Sayısı
Kategori : ANALİZLER
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *