• 23 Ekim 2018 Salı
TÜRKİYE STRATEJİK BOŞLUKTA MI 0 Yorum 1 BEĞENİ

TÜRKİYE STRATEJİK BOŞLUKTA MI?

Dr. Nejat TARAKÇI
Dr. Nejat TARAKÇI
Jeopolitikçi ve Stratejist

       

Dr. Nejat Tarakçı
Jeopolitikçi ve Stratejist
ntarakci@gmail.com


Giriş
 
Savaş ortamındaki Suriye ve Irak’taki siyasi ve askeri gelişmeler o kadar hızlı ve belirsiz ki, hem doğrudan etkilenen karar verici ülkeler, hem de dolaylı olarak etkilenen ülkeler ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Bunun en önemli nedeni Suriye’de IŞİD’in bertaraf edilme stratejisi ile IŞİD sonrası, Suriye’deki siyasi çözüm stratejilerinin çatışmasıdır. En büyük sorun ABD ile Rusya arasında Suriye’nin nasıl bir siyasi çözümle barış ortamına sokulacağıdır. ABD Rusya küresel çekişmesi Suriye’de de kendini göstermektedir. 

Trump’la beraber Rusya ile yumuşama beklenirken aksine gelişmeler ve krize doğru bir gidiş var. Bu bağlamda Türkiye, kapı komşumuz Rusya ile çok uzak model ortağımız ABD arasındaki rekabette bir anda paylaşılamayan bir ülke haline mi geldi, yoksa bu geçici bir yanılsama mı?  İkinci Dünya Savaşı altı yıl sürmüştü. Suriye’deki savaş halinin de ekonomik ve siyasi dinamikler çerçevesinde artık sona ermesi gerekiyor. Küresel ekonomi, Ortadoğu’daki bu kargaşanın daha fazla devam etmesine izin vermeyecektir. Bu bağlamda bölgenin iki küresel gücü ABD ve Rusya’nın kabul edebileceği siyasi bir çözümün zamanı gelmiştir. Bu çözüme özellikle Türkiye’nin de en uzun sınır komşusu konumu nedeniyle mutlaka olur vermesi gerekiyor. Küresel dengeleri etkilemese bile Suriye’deki çözümde, bölgesel etki alanı yönüyle gücü hala devam eden İran’ın da dikkate alınması gerekiyor. Unutulmayacak önemli bir konu da, sürekli geri planda kalmasına rağmen, süreci doğrudan veya dolaylı olarak yönlendiren İsrail’in kabul etmeyeceği bir çözümün olamayacağıdır. Bu bağlamda Suriye’de kalıcı ve kabul edilebilir bir çözüm için öncelikle siyasi, askeri, ekonomik, sosyolojik ve demografik gerçeklerin ortaya konulması gerekiyor.

Bölgede Karar Verici Güçler ve Gerçekleri

ABD’nin Gerçekleri
 
ABD, Irak’tan alınan dersler ışığında Suriye’de, kendi askeri gücünü doğrudan tehlikeye atmak istememektedir. Bu bağlamda Suriye Kürtlerini askeri güç olarak kullanmaya karar vermiştir. Çünkü siyasi ve sosyolojik olarak dağılmış Araplara göre daha güvenilir bir topluluktur.
PKK’yi terör örgütü olarak kabul etmesine rağmen, PYD/YPG ile olan ilişkilerinin hedefe ulaşıncaya kadar göz ardı edilebileceğini düşünmektedir
ABD yönetimi Kongrenin karşı çıkmasına rağmen Pentagon ve CFR (Dış İlişkiler Konseyi) tarafından dikte edilen bu stratejiyi uygulamaya kararlıdır. Başka bir değişle Amerikan derin devleti ve arkasındaki Finans – Kapital Sistem devrededir. Trump yönetimi FED’i kontrol etme amacı başta olmak üzere ABD yönetim sisteminin hükümet üzerindeki vesayetini kıramamıştır. İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermeye devam etmektedir. Amerikan derin devleti Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı gerekçesi ile Trump Yönetimine 59 füze attırmayı başarmıştır. Teröristlerin son ifadesine göre bu saldırının rejim güçlerince değil, ABD’nin saldırısını sağlamak için kasıtlı olarak teröristlerce yapıldığı anlaşılmıştır. 
ABD, Suriye sorunu çözülse bile Suriye’de kalıcı bir askeri güç bulundurma kararı almıştır. Bu kalıcılık ancak Kürtlerle birlikte sağlanabilir. Türkiye’nin Rakka harekâtına yardımı teklifi bu nedenle reddediliyor. Diğer taraftan kalıcılığın sağlanacağı bölgede İncirlik’e alternatif bir hava üssü kuracaktır. YPG sözcüsü ABD desteğinin Rojova bölgesindeki Kürtler (YPG) için federalizmin önünü açtığını açıkladı.  Aynı durum Rusya’nın kontrol ettiği Afrin bölgesindeki Kürtler (YPG) içinde geçerlidir. Bu durumda Suriye’de en azından iki Kürt federal bölgesi söz konusu olacaktır.
Suriye toprakları ve Kürtler ABD’ye İran’ın bölgedeki nüfuz alanını genişletmesini engellemek için çok stratejik bir fırsat sunmaktadır. İran korkusu, ABD’ye Arap Yarımadası’ndaki bütün ülkelere silah satma olanağı yaratmıştır. En son gelişme Yemen’deki savaşta Suudilere destek veren B.A. E’ne 2 milyar dolar değerinde Patriot füze satışıdır. 
ABD, başından beri Suriye Kürtleri ile yüzde yetmiş üçü Türk vatandaşı olan PKK Kürtleri arasında bir ayrımı sağlayamamıştır. Aynı şey Barzani bölgesinin Peşmerge PKK ayrımını yapamaması için de geçerlidir. 
ABD Suriye ve Irak’ta doğumuna izin verdiği IŞİD’le mücadele etmek zorunda kalmıştır. ABD’nin İran stratejisi içinde IŞİD kadar radikal olmasa da bölgede İran etkisine karşı kullanılabilecek Sünni bir oluşumu devam ettireceği akılda tutulmalıdır. Bu oluşum Suudi Arabistan, Katar ve diğer Körfez Ülkeleri vasıtasıyla desteklenecektir.
Suriye’de YPG’ye liderlik eden ABD ve İngiliz kuvvetleri ile Suriye rejim güçlerinin çatışma olasılığı büyüktür. Nitekim 150 Amerikan ve İngiliz askerinin Ürdün sınırından Suriye’nin güneyine sızdığı ve esas amaçlarının rejim güçlerinin Deir ez Zour’a ilerlemesini durdurmak olduğu bildirilmiştir.  Nitekim 19 Mayıs 2017 günü haberlerine göre ABD uçaklarının Suriye rejim güçlerine ait bir konvoyu vurdukları basında yer alıyor. İran’ın 100 bin kişiye ulaşan bir askeri güçle Suriye ordusunun komutasını ele geçirdiği de sahadan gelen haberler arasında.  Bu durum Rus ve İran askerlerinin de Batı kuvvetleri ile çatışmaya girmesine ve çatışmanın iç savaş statüsünden ülkeler arasında bir savaşa dönüşmesine neden olabilir. 
ABD,  NATO’da müttefiki olduğu Türkiye ile çatışan çıkarlarını bizzat güvence vererek gidermeye çalışmakta ve sorunu zamana yaymak istemektedir.
ABD, artık doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da yerleşmiş bir Rusya gerçeği ile karşı karşıyadır. Bu bağlamda Ukrayna stratejisine paralel olarak Rusya’nın Ortadoğu’dan da nasıl çıkarılacağı planlara dâhil edilecektir.
Trump’la birlikte ABD’nin İsrail’e olan desteği artmıştır. ABD elçiliği Kudüs’e taşınacaktır. Bu karar Netanyahu’yu endişelendirmektedir. Sağcı kanat Kudüs’te karışıklıkların çıkmasından endişe etmektedir. ABD ve Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığından en çok istifade edecek ülke İsrail’dir. ABD ve Rusya kontrolündeki Kürt tampon bölgeleri, İsrail’e İran’a karşı ciddi anlamda ve sürekli bir koruma sağlayacaktır. Bu koruma Barzani bölgesinin bağımsızlığa kavuşmasının ardından İsrail – Barzani sıcak ilişkileri bağlamında İran sınırından başlatılacak kadar güçlendirilebilecektir. 
Rusya’nın Gerçekleri 
 
Rusya tarihinde ilk defa Ortadoğu’da uluslararası hukuka uygun kalıcı bir coğrafyaya kavuşmuştur. Artık Akdeniz NATO denizi olmaktan çıkmıştır. Bu konum siyasi çözüm sonrası bölgedeki enerji kaynakları üzerinde söz sahibi olmasını sağlayacak ve Rusya - Avrupa enerji hatlarının baypas edilmesini de engelleyebilecektir.
Rusya da ABD gibi kendi Kürtlerini kullanarak Suriye’de kalıcı bir statüye geçmeye hazırlanmaktadır. Bu kullanım ABD’ninkinden farklı olarak Afrin bölgesindeki Kürtlerin, Rejim güçleri ve Rus birliklerine karşı tampon olarak kullanılmasını içerecektir. ABD ise Türkiye ve İran dâhil bölgedeki çok yönlü olası tehditlere karşı Kürtlerle birlikte var olmayı seçmiştir. Bu Kürt oluşumun Suriye sınırı dışındaki Kürtlerle genişlemesi ise tarihi bir projedir.
Doğu Akdeniz’de yerleşik bir Rusya, tarihsel iyi ilişkilere sahip olduğu Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) için güvenlik bağlamında yeni bir güç olacaktır.
Rusya, doğu Akdeniz’de konuşlandıracağı uygun çaptaki deniz gücü ile Türkiye ile bir kriz anında Boğazların kapanması halindeki riski azaltabilecektir. Aynı zamanda bir kriz ve çatışma halinde Rusya Türk Boğazlarını hem güneyden hem de kuzeyden zorlama olanağına kavuşacaktır.
Rusya’nın doğu Akdeniz’deki varlığı bir yandan Süveyş Kanalının dolaylı kontrolünü sağlarken, diğer taraftan Şangay İşbirliği Örgütü içinde müttefiki olan Çin donanması için de bir tutunma ve barınma alanı sağlayacaktır. Böylece Çin gerekirse ABD ile Pasifik’te yaşadığı rekabet ve çekişmeyi doğu Akdeniz’de dengeleme olanağına kavuşacaktır.


İsrail’in Gerçekleri
 
1948’de kurulan İsrail kurulduğundan bu yana topraklarını savaş ve illegal işgallerle 4 misli genişletirken, 70 yılda nüfusu da 10 misli artarak 8,6 milyona ulaşmıştır.
Dünyada tek Musevi din devleti olan İsrail, bölgede güvenli sınırlarda refah içinde yaşamak yerine din tabanlı genişleme stratejisine devam etmektedir. Başta askeri ve nükleer teknoloji olmak üzere her alanda yüksek teknolojiye sahiptir. Yüzün üzerinde nükleer bombası vardır. Ancak BM kontrol ve denetiminden kaçmaktadır.
İsrail, ABD başta olmak üzere dünyaya yayılmış diasporasının siyasi ve finansal gücü ile yaptığı bütün hukuksuzluklara rağmen uluslararası toplumun tepki ve yaptırımlarından kurtulabilmektedir.
NATO ve AB üyesi olmamasına rağmen en az gerçek üyeler kadar imtiyaza sahiptir.
2008’de karasularında doğal gaz ve petrol bulunmasıyla birlikte enerji açısından dışa bağımlılıktan kurtulmuştur. Ancak bu defa bu gazın dış pazarlara satışı gibi yeni bir sorun ortaya çıkmıştır. Aşağıdaki haritaya lütfen iyi bakın. Suriye iç savaşının asıl nedenini göreceksiniz. Rusya’nın desteklediği Suriye üzerinden geçecek enerji projesinde Irak ve Çin’in de bulunduğunu unutmayalım. İsrail bu projenin neresindedir? İsrail kendi gazının öncelikle Avrupa’ya ulaşmasını istemekte ve Suriye projesinin rafa kalkmasına çalışmaktadır.  Nitekim Türkiye ve Kıbrıs Rum kesimi ile boru hatları projeleri geliştirilmektedir. Bundan daha da önemlisi bölgedeki tek düşman konumundaki İran’ın projede yer almasıdır

 
İsrail için doğu Akdeniz’deki nihai hedef Körfez gaz ve petrolünün Hayfa’ya akıtılması ve kendi kontrolüne verilmesidir. Bundan 15 yıl önce basılan haritalarda Hayfa’nın yanında Yeni Rotterdam yazılması boşa değildir. Aksi takdirde Mısır gazı da dikkate alındığında bölgede oluşacak gaz enflasyounu nedeniyle İsrail gazının pazarlanması tehlikeye girecektir. Mübarek zamanında İsrail Mısır arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmasının Mursi tarafından bozulmasının ardından Mursi’ye neler olduğunu hepimiz biliyoruz. 
İsrail, Suriye sınırındaki Golan tepelerini 1981’de işgal ederek su sorununu önemli derecede çözmüştür. Son yapılan araştırmalarda Golan Tepeleri bölgesinin petrol ve doğal gaz potansiyeline de sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu bölgede eski başkan yardımcısı Dick Cheney, medya patron Murdoch ve Rothschild’in ortak olduğu Amerikan şirketi Afek’s petrol ve doğal gaz aramalarını uluslararası hukuka aykırı olarak sürdürüyor. Numuneler analiz edilmeye başlandı.  
İsrail için en yakın iki tehdit vardır. Biri güney sınırındaki Gazze’deki HAMAS yönetimi ikincisi kuzey sınırındaki Lübnan topraklarında yerleşik Hizbullah tehdididir. Bu bağlamda orta ve uzun vadeli planları Gazze’yi Filistin’den koparmak ve Lübnan’ın güneyini işgal etmektir. 
Büyük tehdit İran’a gelince, asıl hedef İran’ın Şah döneminde olduğu gibi tamamen Batı kontrolüne girmesini sağlamak veya İran çevresinde kendisine müzahir yeni siyasi oluşumlarla tehdidi önlemektir. Bu bağlamda Barzani bölgesindeki Kürt Devletini desteklemektedir. Ayrıca Suriye’de Membiç, Kobani ve Rakka bölgesindeki Kürtler de bu projeye dâhildir.
İsrail Rusya ilişkileri en az Rusya Suriye ilişkileri kadar iyi durumdadır. Rusya İsrail’in uluslararası alandaki etkisini iyi bilmektedir. Karşılıklı stratejik çıkarlar zaman zaman İsrail ABD çıkarlarının üzerine de çıkabilmektedir. Nitekim Rusya Suriye’den Lübnan’a giden Hizbullah konvoylarının vurulması için Suriye hava sahasını İsrail uçaklarına açmıştır. Diğer taraftan İsrail Rusya’nın doğu Akdeniz’de gelişen enerji denklemindeki yerini iyi bilmektedir. İki ülke işbirliği içindedir. Diğer taraftan İsrail, Rusya’yı İran üzerindeki siyasi etkisi nedeniyle dolaylı bir ortak olarak görmektedir.

İran’ın Gerçekleri
 
Şah rejiminin devrildiği 1979’dan bu yana İran’ın bölgede mezhep üzerinden yayılma ve nüfuz kazanma politikası izlediği söylenebilir. Bu politika yeni olmayıp Şah döneminde de Sünni eksen temsilcisi S. Arabistan’la rekabeti devam etmekteydi. Ancak Saddam sonrası ortam İran için büyük fırsatlar yarattı. Özetle İran İslam dünyasında ezilen ve dışlanan Şiilerin hamiliğine soyunurken, İslam dünyası dışında da dünya emperyalizminin lideri ABD’ye ve onun Ortadoğu’daki kadim müttefiki İsrail’e karşı kararlı bir mücadele yürütmektedir. 
İran rakipleri ile güç dengesini sağlamak amacıyla nükleer teknolojiye sahip olmayı hedeflemektedir. Bazı raporlara göre atom bombası yapma olanağına sahiptir.  Diğer taraftan uzun menzilli atma vasıtaları ile bölgede her yere ulaşabilecek duruma gelmiştir.
Devam eden Suriye ve Yemen savaşlarında aktif olarak rol almaktadır. Bu kararlı tutumun Suriye’de ve Yemen’de başarılı sonuçlar verdiği söylenebilir. Bu arada Yemen’deki savaşın arka planında zengin ve geniş petrol yatakları olduğunu söylemek zorundayız.
İran’ın NATO ve ABD müttefiki Türkiye’ye güvenmek için daha fazla gerekçeye ve işbirliğine ihtiyacı olduğu söylenebilir. Türkiye İran ilişkilerinin merkezinde doğal gaz alımı bulunmaktadır. Türkiye gaz ihtiyacının % 20’sini İran’dan alıyor.
Batı’da İran’ın klasik hale getirilmiş bulunan mezhep üzerinden politika yaptığı savları tamamen doğru değildir. İslamın Sünni dünyası içinde Şiilerin gerek inanç uygulamaları, gerek yaşam standartları gerekse yönetime katılma ve temsil edilme oranları dikkate alındığında İran’ın eşitlik ve adalet peşinde olduğunu söylemek daha gerçekçi olabilir.  
İran, kendi ülkesindeki Kürt ayaklanmalarını kontrol etme başarısını göstermiştir. Ancak Barzani bölgesi bağımsızlığa kavuştuğunda nasıl bir sosyolojik ortam doğacaktır bilemiyoruz. Hali hazır durum itibariyle İran Kürtleri için Barzani bölgesi yeterli çekim alanına sahip değildir. Buna rağmen Belucistan bölgesi gibi, İran Kürtleri de Batı’nın suiistimal edebileceği fırsatlar olarak ortadadır.
Şah sonrası İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerini stratejik seviyeye çıkartarak ABD’ya karşı dolaylı bir güç dengesi sağlamıştır. Halen Şanghay İşbirliği Örgütü’de (ŞİÖ) gözlemci statüsünde olan İran’ın 2017 Haziran ayında üye olması bekleniyor. Bu üyelik İran’ın küresel statüsünün güçlenmesini sağlarken Batı ambargosuna karşı da ekonomik ve ticari alternatif sağlayacaktır.


Türkiye’nin Gerçekleri
 
Türkiye, 15 Temmuz 2016’da Batı destekli bir darbenin eşiğinden dönmüştür. Şimdi iç istikrar ve güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. 
Türkiye’nin içerdeki Kürt ve terör sorunu Suriye krizi nedeniyle sınır dışına da taşmıştır.
ABD’nin sözlü cesaretlendirmesi ile Suriye krizine yanlış strateji ile başlayan Türkiye, geç de olsa doğru istikamete dönmüştür. Ancak bu defa bölgedeki iki küresel güçle Kürt ve terör ilişkisinde tamamen farklı noktalardadır. Türkiye, Fırat Kalkanı harekâtı ve Sincar operasyonu ile bölgeye fiili müdahalede bulunarak kararlılığını göstermiş ve Suriye’nin geleceğinde söz sahibi konumuna geçmiştir.
Etrafındaki enerji bolluğunda Türkiye, enerji açısından % 90 oranında dışa bağımlıdır. Bu bağımlılığın en büyük kısmı Rusya’ya aittir. Rusya ve Türkiye coğrafyaları her iki ülkeyi ortak bir yaşama zorlamaktadır. Ancak yaklaşık 60 yılı aşkın bir süredir farklı ittifak ve kutuplarda yer almaktadırlar.
Türkiye’nin en büyük kozu dünyanın iki numaralı küresel gücü Rusya’nın en kısa yoldan denizlere açılmasını engelleyen Boğazları kontrol etmesidir. Bu koz, dolaylı olarak Türkiye ile ittifak halindeki Rusya karşıtı güçler tarafından da elde tutulmaktadır. Bu gerçek Türkiye Rusya ilişkilerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Diğer gerçek ise Türkiye’nin artık sanal ve işlevsiz bir duruma gelmiş NATO üyeliğidir. Türkiye NATO üyeliğini devam ettirdiği sürece, Rusya ile ilişkiler ne kadar gelişirse gelişsin hakiki bir güven ortamının gerçekleşmesi zor olabilir.
Türkiye halen yaşadığı güvenlik sorunları nedeniyle gerek AB ile hem politik hem de üyelik sürecini etkileyen olumsuz gelişmeler yaşamaktadır. AB, Türkiye için tam üyelikten ziyade özel bir statüye ağırlık vermektedir. Bunun nedeni Türkiye jeopolitiğinin AB için Avrupa değerlerini göz ardı edebilecek kadar hayati olmasıdır. 
Türkiye ŞİÖ ile halen Diyalog Ortağı statüsündedir. Çin ve Rusya tam üyeliğe sıcak bakmaktadır.  Bu bağlamda ŞİÖ Türkiye için Batı’ya karşı en azından ekonomik temelli siyasi bir yönelim olanağı sağlamaktadır.
Kıbrıs ve Ege’de gelişmeler, Türkiye üzerindeki siyasi ve askeri oyunlara açık diğer sorunlardır. 
Karadeniz’de Ukrayna krizi soğumamıştır. Sadece Suriye ile yer değiştirmiştir. Suriye sonrası tırmandırılması büyük olasılıktır. Türkiye, Ukrayna krizinde Kırım’dan Rusya’nın çekilmesini talep eden Batı ve NATO yanlısı bir tutum almıştır ve bu politikasını halen devam ettirmektedir. Bu tutum Türkiye Rusya ilişkilerindeki güven sağlama faktörünü olumsuz yönde etkileyen en önemli unsurdur. 
Türkiye, IŞİD’in etkisiz hale getirilmesi sonrasında halen Özgür Suriye Ordusu ile birlikte kontrol altında tuttuğu El Bab bölgesinden çıkılması talepleri ile karşı karşıya kalabilir.  

Türkiye Perspektifinden Sonuç ve Öneriler
Bölgedeki yerel ve küresel güçlerin ortak bir çıkar zemininde buluşturulmasının ne kadar zor olduğunu yukarıda sıralanan gerçekler ortaya koymaktadır. Suriye iç savaşı ve IŞİD gerçeğine bu kadar farklı yaklaşımlara rağmen Türkiye halen oyun değiştirebilecek koz ve olanaklara sahiptir. Karar verilmesi gereken en hayati ve geri dönülemeyecek nokta. Bu koz ve olanakların nasıl kullanılacağıdır? İşte hayati seçenekler
ABD ve NATO İşbirliği ile Atlantik ekseninde mi?
Rusya ile işbirliği ile Avrasya ekseninde mi?
İran ve Suriye İşbirliği ile bölgesel çapta mı?
Bağlantısızlık ekseninde tek başına mı?

Türkiye’nin birinci önceliği; iç terörün ve bununla bağlantılı sınır dışı unsurların ortadan kaldırılmasıdır. Bu stratejiye kararlılıkla ve nihai sonuca kadar devam edilmelidir. İkinci önceliği; üzerinde sürekli baskı unsuru olarak kullanılan ekonomik durumun düzeltilmesidir. Üçüncü öncelik; PKK ve diğer Kürt unsurlara destek veren Batı ve NATO ilişkilerinin karara bağlanmasıdır. Eldeki veriler ve deliller 65 yıldan bu yana üye olduğu NATO içindeki müttefiklerinin Türkiye’nin bekasına yönelik tehditlerin bizzat kaynağı olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda son iki seçenek en uygun olarak gözükmesine rağmen gerek Rusya’nın gerekse ABD’nin üçüncü seçenekte yer alan Türkiye, İran ve Suriye bölgesel ittifakını engellemek için her şeyi yapacağını söylemek abartı olmayacaktır. Türkiye için tamamen kendi gücüne dayanan son seçeneğin giderek daha cazip hale geldiğini söyleyebiliriz. Kastedilen bağlantısızlığın modern anlamda tamamen siyasi ve askeri ittifaklar dışında kalmayı hedeflediği, ekonomik işbirliğini içeren ittifakların bu kapsamda olmadığını söylemek gerekir. Bağlantısızlık seçeneği iki süper güç ve AB arasında karar seçeneklerini tamamen kaybetmiş ve bir anlamda Stratejik Boşluğa düşmüş Türkiye için bir çıkış yolu olabilir.  Türkiye’nin kademeli, zamana yayılmış, çok titiz ve detaylı bir strateji ile değişen koşul ve şartları senaryo temelli analizlerle tartarak bağlantısızlık seçeneğine doğru ilerlemesi mümkündür. Bu kademeler öncelik sırasına göre;
ŞİÖ üyeliği
NATO’nun askeri kanadından çekilme, 
AB ile sadece ekonomik içerikli yeni bir anlaşma
NATO’nun siyasi kanadından çekilme
Bağlantısızlığın ilanı şeklinde planlanabilir.
 
 


812 Görüntülenme Sayısı
Kategori : JEOPOLİTİKA
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *