• 17 Kasım 2019 Pazar
TARİH BİLİNCİ VE DEVLET 0 Yorum 3 BEĞENİ

TARİH BİLİNCİ VE DEVLET

Hacer KARAKAYA
Hacer KARAKAYA
Tarihçi Yazar

       

 Hacer KARAKAYA

 

Türk Devleti’nin adı büyük olduğu için başından dumanlar eksik olmamıştır. Tarih, Türksüz yazılmamıştır ve Türk’ü de rahat bırakmamıştır. Bugün sınırlarımızda yaşanan hareketlilik bize yeniden ve yeniden göstermiştir ki Türk ırkdaşları dışında yalnızdır. Tarih sahnesinde olduğumuz müddetçe de bu böyle devam edecektir.

Millet olmanın ilk şartı bilindiği üzere uzun bir birlikte yaşam ve dolayısı ile adına “Tarih” dediğimiz ortak anılar birliğidir.

O halde “Türkler olarak yapmamız gereken nedir?” diye düşünüldüğünde derin tarihimize bakarak yeni bir yol bizi beklemektedir, ancak bu yol eski yürüdüklerimizden daha geniş anlamlar içermelidir, zira zaman değişmekte ve düşman unsurlar artmaktadır.

Biz Türkleri kendi savunmamızda ve izleyeceğimiz bu yolda (bilim, sanat vb.) itici gücümüz “Milli Ülkü” olacaktır. Bütün büyük devletlerin  “Milli Ülküleri” bulunur, varlığını sürdürmek için bu bir devlet için olmazsa olmazdır.

                Osmanlı Devleti’nin Cumhuriyet ile devam etmesindeki itici güç yine Türkçülük olmuştur. Bu güç bize dünya coğrafyasındaki kandaşlarımızı tanıtmış ve yakınlaştırmıştır. Türk Dünyasının yetiştirdiği aydınlar ile kimliğini unutmadan hatırlayan bir millet yeni devletini inşa etmiştir.

Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp ile tanıştığımız Türkçülük-Turancılık, sessiz geçirdiği, derinden aktığı zamanlar sonunda Atsız ile devam etmiş, Atsız Türkçülüğün siyasi amacının Turancılık olduğunu ifade eder; fakat ne acıdır ki 1944 Milliyetçilik Olayları ile yeniden sisli bir bulutun arkasında kalmıştır. Bu sisli bulut elbette yeni savaştan çıkmış yorgun bir milletin yeni kurduğu devletinin,  dinlenme zamanı olarak da değerlendirilebilir. Geçmiş yaşadığımız acı tecrübelerin, mutlu günlerin, zaferlerle taçlanmış mücadelelerin bize verdiği bilinç ile yeni güzel günlere açılan kapımız ve dillerde söylenen türkümüz ile düşün hayatımızın mihenk taşlarından:

Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak eserinde; “ Ya o halde bu umumi Türk Milleti’nin vatanı neresidir?”  diye sorar ve Turan şiiri ile şu cevabı verir:

“Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan;

Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!

Turan, Türklerin bütününü içine alan ve Türklerden başkalarını dışa bırakan ülküsel vatanıdır. Turan, Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu bütün ülkelerin toplamıdır.”*

Ziya Gökalp’ın bu yalın tanımında Türkiye Cumhuriyeti dışında kalmış soydaşlarımıza bir özlem ve yine bir gün aynı sınırlar içinde yaşama özlemi vardır. Oysa bugün düşündüğümüzde bağ kurmak, bir olmak için sınıra ihtiyaç duyulmamaktadır. (Akçura, Gökalp, Atsız böyle düşünmese de) Gönüllerde birleşmiş sınırları, sosyal-ekonomik gelişmelerle yaşadığımız hayata uyarlamamız mümkündür. Türk Dünyası’nda yaşanan gelişmeler bize bunun müjdesini vermektedir, en son Türk Keneşi’nde; “Türk Dili Konuşan Ülkeler topluluğundan, “Türk Devletleri” adının çıkması bunun en somut göstergesidir.

Uzun zorlu bir süreç geçiren Türk Devlet anlayışı tarihi serüveni içinde suyun akıp yatağını bulduğu gibi olması gereken yerde ve konumda olacağına inancım her geçen gün artmaktadır. Yapmamız gereken tek şey bağlarımızı sıkı tutmak ve oluşmuş olanı korumaktır.

Tanrı Türk’ü Korusun!

 

*Ziya Gökalp; Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak. 


118 Görüntülenme Sayısı
Kategori : TARİH VE KÜLTÜR
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *