• 22 Mayıs 2018 Salı
TÜRK DÜNYASININ JEOPOLİTİK SO 0 Yorum 2 BEĞENİ

TÜRK DÜNYASININ JEOPOLİTİK SORUNLARI (I)

Dr. Ataalp PINARER
Dr. Ataalp PINARER
Jeopolitika Uzmanı

       

 TÜRK DÜNYASININ JEOPOLİTİK SORUNLARI (I)

Ataalp PINARER

Halen Evrende bir benzeri bulunamadığı için, insan yaşamına uygun tek gezegen olarak kabul edebileceğimiz Dünya’nın yüzde 29.1’ini oluşturan karaların toplam alanı 148.94 milyon km2’dir[1]. 2008 Birleşmiş Milletler verilerine göre Dünya’da 192 ülke mevcuttur[2]. Toprak genişliği olarak Rusya Federasyonu 17,075,400 km2 toplam alan ile açık ara birinci durumdadır[3]. Ancak Rusya içinde birçok millet ve etnik unsur mevcuttur ve bunların içinde Türkler en geniş alana yayılmış ve nüfus olarak da en kalabalık olanıdır.

Dünya üzerinde binlerce yıllık, tarihi ve doğal yaşama alanları göz önüne alındığında en geniş alana yayılmış olan millet Türklerdir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte günümüzde 7 adet bağımsız Türk Cumhuriyeti mevcuttur. Bu devletlerin toprak alanı 4,733,755 km2’dir.  Buna Rusya içindeki Türk Topluluklarının yaşadığı yaklaşık 3,800,000 km2 alanı; ayrıca Doğu Türkistan, Güney Türkistan (Kuzey Afganistan), İran, Suriye, Irak, Kırım, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya gibi ülkelerdeki Türklerin yaşadığı alanları eklersek yaklaşık toplam 10,500,000 km2 bir alanda Türklerin yaşadığını görürüz. Bu müthiş genişlikteki coğrafya üzerinde yaşayan Türklerin nüfusu ise yaklaşık 192 milyondur. (Bağımsız Türk Cumhuriyetleri içinde 117,500,000 ve diğer 75,000,000). Bu coğrafi alan ve üzerinde yaşayan nüfus, Türk Milletinin jeopolitik potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Üzerinde yaşadıkları coğrafya Türklere birçok imkân yarattığı gibi birçok kısıtlamalar da getirmektedir. Bunların en önemlileri denize kapalılık, nispi nüfus azlığı, su kıtlığı ve birlik ruhu ve anlayışının zayıflığıdır. Bu dezavantajların bilinmesi, uygun strateji ve politikalar üretilmesini mümkün kılabilecektir.

Türklerin en önemli jeopolitik açmazının denize çıkış yoksunluğu olduğu görülmektedir. Türklerin tarihi coğrafi yönelimleri ve ilerlemeleri dikkate alındığında; bunun bir denize çıkış arayışı olduğunu söylemek de mümkündür. Türkiye hariç, diğer bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin denize çıkışı bulunmamaktadır. Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan Hazar Denizi’ne sınırdır ancak, Hazar Denizi kapalı bir denizdir. Sovyetler zamanında Don ve Volga nehirlerinin kanalla bağlanması yoluyla Karadeniz’e çıkış elde edilmiş olmakla beraber; bu ulaşım hattı kışın genellikle buz tutmakta, sadece küçük belirli teknelerin seyrine imkân tanımaktadır. Bu ulaşım hattı bu ülkelerin denize açık olması anlamına gelmemektedir. Türkiye üç taraftan denizlerle çevrilidir. Ancak bunlar kıyı denizleridir ve Türkiye okyanuslara ulaşmak için Cebelitarık Boğazı ve Süveyş Kanalı’na bağımlı durumdadır. 

Denize çıkış ve özellikle okyanuslara kıyısı olmanın ülkelerin kalkınması, zenginleşmesi ve gelişmesine önemli etkileri olduğu kabul edilmiş bir gerçektir. Kıyı bölgeleri insanlık tarihi boyunca, daha fazla gelişmiş ve daha kalabalık olma eğilimi göstermiştir. Tarihi incelediğimizde ülkelerin denize kapalı olmamak için çaba sarf ettiklerini ya da en azından, denize açık komşuları ile çeşitli transit anlaşmaları yoluyla çözümler geliştirdiklerini görmekteyiz.

Dünyada 48 adet denize çıkışı olmayan ülke mevcuttur ve bunların 31’i gelişmekte olan ülkelerdir. BM İnsani Gelişim Raporu 2002’ye göre İnsani Gelişmişlik Oranı (HDI -Human Development Index), en düşük 12 ülkenin 9’unu denize çıkışı olmayan ülkeler oluşturmaktadır[4]. Bu ülkelerin en büyük dezavantajı, dünya ticaretinin büyük bölümünün yapıldığı deniz ticaretinden kopuk olmalarıdır. Dünya ticaretinin % 75’inin deniz yoluyla gerçekleştirilmekte olduğu gerçeği bu durumun vahametini açıkça ortaya koymaktadır[5]

 “Fakir bir coğrafi çevrede denize kapalı olmak; ülkelerin gelişmesine ve zenginleşmesine engel olan nedenlerden bir tanesidir. Bu kapalı ülkeler dünyanın bütünü ile sınırlı bir ticari faaliyet yürütme kabiliyetindedirler. Sadece komşuları ana ticari ortaklarıdır. Denize açık ülkeler için ise, bu durum tam tersidir. Bu ülkeler bütün dünya ile ticari ilişki kurma imkânı bulmakta ve bu avantajdan faydalanmaktadırlar. Aynı zamanda, gelişme, zenginleşme ve kalkınma; çevresine yayılma özellikleri gösteren bir olgudur. Bir ülke gelişip zenginleştiğinde; komşularını da bu yönde etkilemektedir. Denize açık ülkeler bu anlamda, dünyanın her gelişme ve ilerleme hareketinden pozitif anlamda daha çabuk ve süratli olarak etkilenmektedirler”[6]

Türkistan ülkeleri denize kapalı coğrafi konumlarına ilaveten, Sovyet Rusya tarafından çizilen yapay sınırların birçok anlaşmazlığa yol açması sonucunda, birbirleri arasında bölgesel işbirliği ve ticaret imkânlarından da yeterince yararlanamamaktadırlar[7].  Bu durumun bölgeye zenginleşme, gelişme ve refah artışı getirmeyeceği aşikârdır.

Diğer dezavantaj konuları gelecek yazılarda işlenecektir.

 

 



[3] Rusya Federasyonu Türkiye Büyükelçiliği Resmi Sitesi (http://www.turkey.mid.ru/hakk_t02.html)

[4] ISSN 1464-9888 print/ISSN 1469-9516 online/04/010031-38 © 2004 United Nations Development Programme

DOI: 10.1080/14649880310001660201

[5] The Global EnablingTrade Report 2012 (Hacim olarak dünya ticaretinin %75’i denizyoluyla, %16’sı demiryolu ve karayoluyla, %9’u boru hattı ile ve %0,3’ü havayoluyla gerçekleştirilmektedir)

[6] Collier Paul; The Bottom Million, Oxfort University Press, 2007

[7] The Challenges Facing Landlocked Developing Countries, Journal of Human Development

Vol. 5, No. 1, March 2004

 


1466 Görüntülenme Sayısı
Kategori : JEOPOLİTİKA
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *