• 23 Ekim 2018 Salı
TÜRKİYE'NİN RESTİ 0 Yorum 3 BEĞENİ

TÜRKİYE'NİN RESTİ

Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ (K.K.T.C)
Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ (K.K.T.C)
Araştırmacı Yazar, Girne Amerikan Üniversitesi Öğretim Görevlisi

       

 Türkiye’nin Resti

 

Emete GÖZÜGÜZELLİ/GAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi/ Akademisyen

 

Yunanistan ve GKRY gerek Ege’de gerekse Doğu Akdeniz’de gerginliği yaratma yönünde hareket etmektedir. TC Dışişleri Bakanlığı’nın bu bağlamda BMGK’ne gönderdiği mektupta talep ettiği “deniz sınırlandırma alanının yeniden çizilmesi ve mevcut hali ile ilan edilen MEB alanlarının geçerliliği olmadığı” yönündeki vurgusu dikkati nazara alınması gereken bir hadisedir. Zira burada Türkiye, mevcut süreçte gerek GKRY gerekse Yunanistan’ın keyfi hareketle MEB alanlarını genişletme çabasının devam ettirmesinden rahatsızlık duymaktadır. Zira söz konusu girişimler tam anlamı ile  Türkiye’nin egemenlik sahasını ihlalinden ötürü sorun teşkil etmektedir. Türkiye bu rahatsızlığını BMGK’ne gönderdiği mektupla dile getirmiştir. Nitekim BM Kıbrıs Daimi Temsilcisi Nikos Emiliou’nun BM Genel Sekreteri Ban’a konuya atfen gönderdiği yanıtta Türkiye’nin var olan anlaşmazlığın müsebbibi olduğu sözleri GKRY ve Yunanistan’ın mevcut anlaşmazlığa kulak tıkayan bir duruşta olduğunu göstermektedir. Özellikle de 2002 sonrasında Türkiye’nin Yunanistan ile var olan sorunları çözme adına Yunanistan ile yakınlaşan siyasi duruşu dikkate alındığında,mevcut deniz alanlarını sınırlandırma meselesinin UAD’a gönderilmesi konusunda yumuşama politikası içinde bulunarak “istikşafi görüşmeler” çerçevesinde Yunanistan ile pek çok kez bir araya gelmesi, Türkiye’nin iyi niyet ve hakkaniyet çerçevesinde uluslar arası yargı içtihatlarını ve uluslar arası hukuk temelinde soruna uzlaşı bulma gayretini sergilemesi açısından önemli bir harekettir. Lakin bugün Türkiye’nin BMGK’ne gönderdiği mektupla “deniz yetki alanlarının yeniden çizilmesi” talebi bizlere göstermektedir ki Ege ihtilaflarında istikşafi görüşmeler tıkanmış ve Kıbrıs konusunda GKRY’nin tek yanlı ilan ettiği MEB alanları ile daha çıkılmaz bir noktaya sokmak için sergilediği keyfi tutuma Türkiye’nin müsaade etmeyeceğidir.. Bu soruna çözüm yönünde ivme kazandırmak maksadı ile uluslar arası toplumun meseleye dikkat vermesi niyetiyle gönderilen mektuba karşı BM Kıbrıs Daimi Temsilcisi N.Emiliou’nun uzlaşmaz bir tutumla tepki vermesi mevcut anlaşmazlığı sürdürme niyetleri açısından dikkat çekicidir.

 

Bugün dünya genelinde deniz alanlarını sınırlandırma konusunda yaşanan sayısız ihtilaf vardır. Her kıyı ülkesinin soruna çözüm strateji ve talebi farklılıklar arz etse de bunlar başta egemenlik meselesi algılandığı için bir güvenlik problemi haline gelebilmektedir. Kaldı ki dünya genelinde bugün örneğin   Japonya Çin arasında süren Münhasır ekonomik bölge anlaşmazlığı, Buz denizi anlaşmazlıkları,Arjantin&Falkland adalarında baş gösteren MEB ve kıta sahanlığı anlaşmazlıkları,Hazar denizi ve daha pek çok kıyı devletinin bugün sorunlar yaşadığı görülmektedir.

 

Nitekim, Ege ve Kıbrıs konusunda da deniz sınırlarının belirlenmesi konusundaki ihtilaf her iki ülkeyi belli dönemlerde tansiyonu yüksek gerginliklerin yaşanmasına sebep olabilmiştir. Zira deniz yetki alanlarının belirlenmesi hususu her devletin kendi egemenlik alanını belirlediği için hiçbir ülke bu konuda geri atma içerisinde bulunmak istememektedir.

Buna karşın Türkiye’nin gerek Kıbrıs politikasında gerekse Ege sorununda soruna örf ve adet hukuku prensipleri ile yargı içtihatlarını dikkate alarak uluslar arası hukuka uygun talepte bulunması göz ardı edilemeyecek uzlaşmacı bir öneme sahiptir.

 

Pek tabi ki Ege sorunu sadece Yunanistan ile Türkiye arasında bir ihtilaf meselesi olurken, Doğu Akdeniz’deki ihtilaf çok taraflı bir sorun konumundadır. Bu sorun  Türkiye,Yunanistan,KKTC,GKRY,Mısır kıyılarını bulunduğu yerleri kapsamaktadır. Özellikle de GKRY’nin MEB alanlarını korumak için insansız hava araçları satın alma yada anlaşma yaptığı ülkeler ile ikili veya çoklu askeri antlaşmalar yoluna giderek MEB sahasını koruyacağı yönünde adımlar atması mevcut durumda süren Kıbrıs görüşmelerine çözüm değil çözümsüzlük katabilecek boyuttadır. Gerek Türkiye gerek KKTC Devletleri bu sorunun mevcudiyetine rağmen daha yumuşak bir güvenlik anlayışı içerisinde konuyu sessizden izlemesi ve tırmandırma girişiminde bulunmaması dikkate alınması gereken durumdur. Oysa Yunanistan ve GKRY konuyu daha karmaşık hale getirecek katı güvenlik politikası izleyerek dış politika çıktılarını oluşturması ve yürütmesi var olan anlaşmazlığa kördüğüm atmaktan öte durum oluşturmayacaktır.

 

Örneğin, Türkiye’nin mevcut Ege ihtilaflarında biri olan Yunanistan’ın 12 karasuları talebi çok tehlikeli sonuçlara sebep olabilecek bir durumu ortaya koymaktadır. Böylesi bir durumda Yunanistan Egenin %70’ine sahip olabilecek ve sonuçta açık deniz alanları yani uluslar arası sular da önemli ölçüde azalabilecektir. Ege hali hazırda yarı kapalı deniz konumundan Türkiye için kapalı deniz durumuna düşebilecektir. Bu da şu anlama gelmektedir ki Ege’deki Türk deniz kuvvetlerinin uluslar arası sular vasıtasıyla Ege’den Akdeniz’e geçişi dahi imkansız hale gelebilecektir. Bu durumda denizde ve hava sahası üzerinde hiçbir TSK tatbikatı söz konusu olamayacak ve Ege Yunan egemenliğine girebilecektir.

 

GKRY de ilan ettiği MEB alanları ile adanın tüm sahibi gibi hareket etmesi ve halen sondaj çalışmalarına devam etme yolu izlemesi ilişkileri zedeleyecek nitelik arz etmektedir. Özellikle de 17 Şubat 2003’te Mısır ve 17 Ocak 2007’de Lübnan ve daha sonra İsrail ile eşit uzaklık ilkesi temelinde MEB anlaşmaları yaptıklarını bilinmektedir. Bu anlaşmalardan yola çıkarak Türkiye’nin deniz yetki alanlarını kapsayan ihale girişimleri de hiçbir surette kabul edilemez bir durumu ortaya koymaktadır.

 

 Tüm bu ihtilaflı konuların Kıbrıs müzakere sürecine yansıması kaçınılmazdır. Olası bir anlaşmada Birleşik Kıbrıs modelinde deniz yetki alanları sınırlandırması ne öngörülmektedir? Şayet GKRY 12 mil konusunda ısrarcı davranırsa buna Türk tarafının tutumu olumlu olması beklenmesi oldukça düşük bir ihtimaldir. Bunun için gerek KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın gerekse Türkiye’nin iyi niyetle bir uzlaşma yönünde sergiledikleri tavır yerindedir. Lakin bu iyiniyet ve yumuşak güvenlik politikası, GKRY yada Yunanistan tarafından egemenlik alanlarımızın göz ardı edilerek bir anlaşmaya evet demesi söz konusu olmayacaktır. En azından Türkiye’nin son mektubu ile bu durumdaki kararlı duruşu daha netlik kazanmıştır. Bu nedenle Türkiye’nin BMGK’ne gönderdiği mektup da tam anlamı ile Türkiye’nin kendi egemenlik alanlarına helal gelmesine  müsaade etmeyeceği şeklinde yorumlanabilir. 


891 Görüntülenme Sayısı
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *