• 17 Ağustos 2018 Cuma
ANALİZLER

KREMLİN ESİRLERİ

15 Ağustos 2018 Çarşamba

SURİYE?DE TÜRKMEN VAKIASI VE 0 Yorum 0 BEĞENİ

SURİYE?DE TÜRKMEN VAKIASI VE KIBRIS?TA GARANTİLER!!!

Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ (K.K.T.C)
Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ (K.K.T.C)
Araştırmacı Yazar, Girne Amerikan Üniversitesi Öğretim Görevlisi

       

 Suriye’de Türkmen Vakıası ve Kıbrıs’ta Garantiler

                                                                                                          *Emete GÖZÜGÜZELLİ

Tolunoğulları zamanından başlayarak daha sonra Selçuklu ve Osmanlı döneminde hac yolunu korumak üzere Suriye’ye yerleştirilen Türkler bugünkü dramın en acısını yaşıyorlar. Belki de 1918 senesinde Osmanlı Suriye’den çekildiğinde geride bırakılanların akıbetinin ne olduğu konusunda Anavatan Türkiye Cumhuriyeti Devleti hariç sıradan halk Türkmenleri Suriye Krizine kadar bilmiyordu…. Oysa Türkmenler Anavatanları Türkiye’yi,Türk-İslam varlıklarını korumayı hiç ama hiç unutmadılar…Kriz başladığında da zaten Anavatan Suriye Türkmenlerine insani yardımlarını hem Devlet hem vatandaş seviyesinde gerçekleştirme yoluna gitti. Ancak bölgenin sıkıntıları karşısında insani yardımların Türkmenlere ulaşması yönünde çok sıkıntılar yaşandı…Anavatanları aslında oradaki Türkmenleri Cumhuriyet döneminden beri düşünmekteydi. Nitekim, ulu önder Atatürk Cumhuriyet döneminde Ankara antlaşması ile Suriye’ye kabul ettirdiği hükümler içerisinde Türklerin kendi dillerini ve kültürlerini kolaylıkla yerine getirme özgürlüğünün tanınması hükmünü kabul ettirmişti. Gerçi Suriye öngörülen bu insani hükümlere hiç  uymadı…

Ahde vefa duygusu ile Suriye’ye bakmak gerekiyor bugün. Bizden değil diye ötekileştirilen Türklerin durumuna değinmek gerekiyor yeniden… Ahde vefa diyoruz zira tıpkı Kıbrıs Türkleri gibi Suriye Türkleri de Kurtuluş savaşına,Anadolu mücadelesine Halep’ten koştular, katıldılar, işgal kuvvetleri ile savaştılar…Antep işgaline de katıldılar. Fransızlara karşı mücadele verdiler. Çanakkale savaşında dahi Şam ve Halep Türkleri en çok şehit verenlerdendi.

Ne üzücüdür ki, Suriye himayesinde Türkmenler için Türküm demek,  Türkiye demek yasaktı. Bunun için Anavatanları Türkiye’ye Poyraz diye kod adı koydular. Poyraz onlar için ikinci kıble idi. Gözleri ,yürekleri hep Anavatan ile attı ve o poyrazın rüzgarının kendilerine esmesini hep beklediler. Namazlarında yüzlerini kıbleye, sırtlarını Anavatana verdiler, tüm baskılara karşın bunu haykırmaktan korkmadılar…

Hadi biraz Suriye’de Türkmen vakıasına yakın tarihten bugüne nasıl olduğuna bakalım…1970’lerde Hafız Esad rejiminin yaptığı ilk işlerden biri de  tarih kitaplarını değiştirmekti…600 sayfalık yeni tarih kitabı çıkardılar ve Selçuklu, Osmanlıyı kötüleyen içerikte oluşturdular. Hatta bugün bile Hatay’ı kendi haritalarında sınırları içerisinde kabul etmektedirler. Baas partisi zaten anti-Türk siyaseti gütmekte idi. Ne kadar örtüşen yönler var değil mi Kıbrıs ile… Anti-Türk politikası…

Siz hiç Türkmen bir kişinin Suriye’de yaşarken adı Sırf Türk adı diye dışlanmasının ne demek olduğunu bilir misiniz?... Esadlar dönemi ile Türk davasını savunanlar işkence ve hapis cezaları gördüler. Yurt dışına gidişleri engellendi. Türkiye ajanları olarak fişlenen binlerce insan…1980’li yıllarda PKK Suriye vadisine yerleştirilince Türkmenler ülkede tehdit görüldü. Hafız Esad Türkiye’ye olan öfkesini yerli Türkmenlerden çıkarma yoluna gitti.  Suriye zaten Pkk terörist ele başı Öcalan’a hep destek vermişti. İşid de 2013 ile Türkmen köylerine saldırılara başlayınca yıkım o kadar daha arttı. Türkmen çocukların, bebeklerin kafaları kesip meydanda sallandırıldı. Günlerce kimse cenazelerini bile alamadı. Çobanbey ardından diğer Türkmen köylerine İşid saldırıları devam edince Türkmenler eldeki imkansızlıklara rağmen vatan bildikleri, emanet gördükleri yüzyıl topraklarını  savunmaktan hiç vazgeçmediler. Türkmen komutanlar her fırsatta “Anavatan olmasa biz çoktan yok olmuştuk” diyorlardı. 

Ne acıdır ki Suriye’de Türkler, 3.500,000 milyonda iken nüfuslarının daha da aşağılara çekilmesi için yapılmayan kalmadı. Araplaştırma politikası çerçevesinde, diğer azınlıkların olduğu gibi mezhepsel bölünmeler içinde Türk kimlikleri göz ardı edildi. Toplam 523 Türk köyü vardı. Türkmenler Arap-Sunni çoğunluğun bir parçası olarak görüldüler. Özellikle de anti-Türk yaklaşımları  Hafız Esad dönemi ile tırmanışa geçti. Türk kimliği kullanılması, Türkçe konuşma, Türkçe film, sinema, gazete veya yayım yapma hiçbir hakları hiç olmadı.  Okulları ve ana dilde eğitimleri de, Kültürel sportif yada sosyal dernekler de hiç kuramadılar. 1954 seçimlerinden sonra Suriye’de Türkmenlerin seçilmesi ve temsili de ortadan kaldırıldı. Devlet görevlerinde kademelere de alınmıyorlar. Örneğin Kemikçioğlulları aşireti adını Adhemler olarak değiştirmek zorunda kaldı. Budak aşireti Türkçeyi unutarak Arapça konuşur hale geldi. Barak Türkleri Raqqa’da tamamen Araplaştırıldı.. Yüzlerce Türk köyünün adı da topyekun Arapçalaştırıldı, örneğin Gokdag-Al Hadra oldu yada Elmali-Tuhaffiya olması gibi..

Oysa Suriye anayasal düzenlemesinde demokratik sosyalist bir ülke olduğundan bahsetmekteydi. Askeri darbeler ve siyasi dönüşümler ile bugüne kadar 15’den fazla anayasa yapıldı. 1950 anayasası esasen insan hakları yönünden en modern ve demokratik anayasa görülse de çok sürmedi, başka askeri darbe ile ortadan kaldırıldı.1973 Hafız Esad ve Baas parti dönemi Suriye’de çok değişime de gebe oldu. Anayasal düzenlemede başkanın görevleri yükseltildi ve otoriter rejim tesis edildi. 2012 yılında Suriye krizi büyümeden önce halkın onayın sunulan referandumda Türkmenler gibi diğer muhalif gruplar aradıkları toplumsal ve anayasal hakları göremediler. Buna rağmen çıkan hadiselerde bile  onlar  Suriye içerisinde ülke bütünlüğünün parçalanmadan devam etmesi gerekliliği üzerinde ağız birliği oluşturdular. Nitekim, Türkmenler Suriye’nin parçalara ayrılıp kanton bölgelerde yaşam tarzı oluşturulmasını değil, bütüncül bir Suriye topraklarında temel haklara sahip olma peşindeler. Ama her şeyden öte kardeşlerim dedikleri Türk halkından mücadelelerine destek beklerken büyük ve köklü geçmişi olan Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi mücadelelerinde haklı duruşlarına desteğin her daim sürmesini istiyorlar…Zira onlar için Poyraz denilen Anavatan ikinci kıble…

Nitekim yaşanan dramlar karşısında Suriye Türkmenleri, Kıbrıs Türkleri gibi şanslı olamadı . Onları koruyacak bir Garanti antlaşması bile yoktu. Köyleri bombalandığında, evleri tahrip edildiğinde, çocukları bıçaklar ile kesilip öldürülürken, eşleri tecavüzlere uğrarken bile direndiler. Bu direniş o topraklarda ki Türk İslam varlıklarını korumak ve her şeyden öte Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyarak bugün terör örgütü olan PYD /PKK’nın sözde Kürdistan projesi için bölgede kurmak istedikleri koridoru engellemekti. Demiştik ya ahde vefa…Onlar halen Anavatanlarında oluşabilecek tehlikeleri bertaraf etmek hem de Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için o topraklarda kalıp direnmeye çalışıyorlar hem de çok kısıtlı imkanlar ile… Halep can Halep ateş çemberinde şuan…Yanıyor…Küçücük bebekler, sivil halk katlediliyor yeniden…

Sizi bilmem ama bir Türk olarak, kardeşlerimizin durumuna kulak tıkamak bir vefasızlık örneğidir. İnsan hakları diye meydanlarda gezenlerin suskunluğunun ayıbıdır… Gerçekten de Suriye’de insan olmak, Türk olmak zordur. Dünyanın gözü önünde Dara, Halep, Humus, Raqqa gibi Türkmenlerin yoğun yaşadığı yerlerde katliamlar olup, insan hakları raporlarına nice masum insanların vakıaları düşse bile hiçbir koruyucu müdahale olamamasının mesuliyeti kimde?  BMGK’nden Suriye için yaptırım bile yapılamadı. Neden ? Rusya ve Çin’in vetosudan… Hani nerede insan hakları? Kıbrıs’ta Türkler de Rumlar tarafından katledilirken BM yetkililerinin barış gücü olarak bulundukları adada onların gözleri önünde olmuş ve hatta BM temsilcisi Ortega’nın olaylara yerinde bizzat şahitliği sonucunda kendi adı ile 1964 yılında hazırladığı raporunda Kıbrıs Türklerine soykırım yapıldığı vurgulanmasına karşın susan bir dünya var karşımızda!!!! Tıpkı Suriye’de katledilen halka ,hatta göz göre göre terör örgütlerinin kurmaya çalıştığı yeni “devletçik” projelerine göz yumanlar gibi....Düşünün yeniden Kıbrıs Türklerinin sonunu şayet Anavatan’ın garantörlüğü olmasaydı ne olacaktı? Ya 1974 Mutlu Barış Harekatı gerçekleşmeseydi? Bunları şimdi unutalım Anastasiades ve Yunanistan’ın istediği garantörsüz ve Türk askerinin,Türkiye’nin hiçbir surette yer almadığı bir anlaşma kabul edelim öyle mi? !!!!

Suriye’de Türkmenlerin yaşadığı acı,  Kıbrıs Türkünün garantiler konusunda ne derece hassasiyet göstermesi gerektiğini gösteren 21.yy insan hakları ayıplarının yaşandığı vakıasıdır. Bunun ehemmiyetini idrak etmek ve Anavatan’ın etkin ve fiili garantörlüğünü siyasal eşitlik temelinde iki kesimlilik ile olabilecek ve diğer meşru haklarımızın teminatının tesis edildiği bir düzlemde anlaşmaya varmak hepimizin olmazsa olmazıdır. Ama Anastasiades’in iddiasındaki gibi ne Kıbrıs meselesi “42 yıllık” meseledir, ne de “işgal”. Bunun yanıtı müzakere başında her daim ortaya konmalı ve garantilerden asla taviz verilmemelidir. Yoksa sonumuz Batı Trakya Türklüğü mü dersiniz, Suriye Türkmenleri gibi mi dersiniz bilemem ama tahribatı ağır olan bedel ile sonuçlanır… Bunun için bin şükürle yüreğimiz özgürlüğümüzün ve egemenliğimizin çakıl taşı olan Anavatanımız ve şanlı Türk ordumuzla Garantilerin heba edilmeyeceği yaşayabilir bir gelecek arzusundayız.  KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak bir tutumla garantiler ve diğer meşru haklarımız konusunda gerekli hassasiyeti göstereceğine ise inancımız tamdır…Ancak son zamanlarda bazı muhalif kesimlerin “Garantiler Kuran-i Kerim değil” diye çıkışında bulunması veya değişebilir yada AB veya BM garantörlüğüne sokulabilir denmesi  pek tabii ki oldukça talihsiz durumdur. Netice itibarıyla, komşumuz Suriye’de Türkmen kardeşlerimizin yaşadığı acılar bizlere yeniden garantilerin ne derece önemli olduğunu göstermiştir…Anlayana…


934 Görüntülenme Sayısı
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *