• 17 Ağustos 2018 Cuma
ANALİZLER

KREMLİN ESİRLERİ

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Türkiye ve Dünya'nın 2017 Yıl 0 Yorum 0 BEĞENİ

Türkiye ve Dünya'nın 2017 Yılı

Dr. Nejat TARAKÇI
Dr. Nejat TARAKÇI
Jeopolitikçi ve Stratejist

       

  

Dr. Nejat Tarakçı

Jeopolitikçi ve Stratejist

ntarakci@gmail.com

 

 

 

 

  

 

Giriş

2016 yılı hem Suriye’deki iç savaşın şiddetlendiği hem de IŞİD ile mücadelenin hızlandığı bir yıl oldu. Suriye ve Irak topraklarında ABD, İngiltere ve Rusya başta olmak üzere hem büyük güçlerin hem de İran, Türkiye ve Kürtler gibi yerel güçlerin doğrudan veya dolaylı karıştığı vekâlet savaşları yaşanmaktadır. 2011’den bu yana bölgedeki insan kayıpları ile alt yapıdaki onarılamaz hasarlar İkinci Dünya Savaşı manzaralarını hatırlatmaktadır. Mülteciler ise başlı başına ayrı ve uzun soluklu bir sorun olarak kalacaktır. 2003’te Irak’ta ABD’nin ateşlediği istikrarsızlık bombasının fitili 2008’de patlamış ve çıkan yangın sekiz yıldan bu yana devam etmektedir. Obama, görev süresi içinde Ortadoğu’daki istikrarsızlığı sona erdirmek için radikal ve sonuç alıcı stratejiler geliştirememiştir. Bu durum, bölgedeki sorunları daha karmaşık ve kronik hale getirmiştir. Yeni başkan Trump’ın yönetim ekibine bakıldığında, ABD’nin sadece Ortadoğu’da değil tüm dünyada, güvenlik ve ekonomik alanlarda radikal değişikliklere gidileceği söylenebilir. Bunun sonuçlarını şimdiden kestirmek zor olsa da bazı temel noktalardaki beklenen değişiklikler, ya sorunları çözecek ya da dünya savaşına gidecek daha karmaşık sorun ve krizlere neden olabilecektir. Bunlar;

 

 

Ortadoğu’da yeniden İran’ı hedef haline getirecek İsrail yanlısı değişiklikler

Bu kapsamda yapılması olası en tehlikeli değişiklik, İran’la nükleer anlaşmanın bozulmasıdır. Nitekim ABD Kongresi İran’ın anlaşmaya uymaması halinde yaptırımlara devam edileceği yönündeki anlaşmayı Kasım 2016 sonunda 10 yıl süreyle uzattı.[1] Oysa BMGK’nin beş daimi üyesi ve Almanya’nın İran ile 2015 yılında imzaladığı anlaşma İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlamayı kabul etmesi karşılığında yaptırımların kaldırılmasını içeriyordu.  Böylece hem İran’a olan enerji alanındaki yaptırımlar devam edecek hem de ABD yönetimleri, istediği anda uydurma veya basit bir gerekçeyle Nükleer Anlaşmayı fesih yetkisine sahip olacaktır. İran bu anlaşmaya şiddetle karşı çıktı ve bu kararı, uluslararası anlaşmanın ihlali olarak niteledi. Bu durum düzelmediği takdirde, 2017’de Ortadoğu’nun her yerinde gerilim ve krizin artacağını söylemek kehanet olmayacaktır. İran-Batı ilişkilerinin bozulması, İran’la yakın işbirliği içinde olan Rusya’nın da ABD arasındaki ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecektir.

 

Kudüs’ün İsrail’in yeni başkenti yapılması değişikliği

İkinci husus Kudüs’ün İsrail’in yeni başkenti yapılması projesidir. Yeni başkan Trump, seçim kampanyası süresince kendisine danışmanlık yapan 57 yaşındaki Yahudi avukatı David Friedman'ı İsrail Büyükelçisi olarak görevlendireceğini açıkladı.[2] Friedman ise verdiği ilk demeçte Amerikan elçiliğinin Kudüs’e taşınmasından mutluluk duyacağını belirtmiştir. [3] ABD’nin elçiliğini Kudüs’e taşıması halinde bu davranış Batı dünyası ve İsrail yanlısı ülkelere yasal ve meşru bir yol açacaktır. Böylece bütün din ve inançların merkezi olarak kabul edilen Kudüs resmen İsrail toprağı olarak kabul edilecektir. Bu durum öncelikle Müslüman âlemi ile İsrail arasındaki ilişkileri ciddi oranda bozacaktır. Kadim Kudüs’ün müşterek bir inanç ve kültür merkezi olarak BM gözetim ve denetiminde kalması en uygun yolken, bu girişim yeni düşmanlık ve çatışmalara yol açacaktır. Nitekim Filistin tarafı bu davranışın barış sürecini baltalayacağını ve eğer ABD, elçiliğini Kudüs’e taşırsa İsrail’i tanımaktan vazgeçeceklerini açıkladı. [4]  New York Times, Friedman’ın elçilik için iyi bir seçim olmadığını yazdı. Trump ise elçiliğin Kudüs’e taşınacağını ancak zamanın henüz belli olmadığını söyledi.[5]

 

Rusya ile işbirliği yaparak Suriye ve Ukrayna krizini çözecek değişiklikler

Bu olasılık en iyi senaryodur. Böyle bir girişim Trump ile Putin’in birlikte Nobel Barış ödülünü almasına neden olabilir. ABD ve Rusya’nın Avrupa ve Ortadoğu’daki sorunların çözümü için yakınlaşması, özellikle Ortadoğu’daki yeni siyasal yapılanma için büyük fırsatlar yaratabilir. Bunlardan en önemlisi mezhep esaslı politik monarşilerin daha demokratik siyasi ve sosyolojik yapılara evirilmesine olan katkıları olacaktır. Diğer yandan İran’ın bölgedeki siyasi, mezhepsel ve askeri nüfuzunun azaltılmasına ve orta vadede sona erdirilmesi sağlanabilir. ABD, Batı ve Rusya’nın azalacak askeri harcamaları toplumsal refah için kaynak yaratabilir. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının ortaklaşa çıkarılması, işletilmesi ve pazarlanması imkânı doğabilir. İsrail- Filistin sorunu çözüme ulaşabilir. Batı’da her iki ülke de kazan kazan durumunu yaşarken, ABD Rusya yakınlaşması, Pasifik ve Orta Asya bölgesinde Çin’in yalnızlaşmasına neden olabilir. Bu durumda ABD her iki bölgede de tek kazanan olabilir.

 Kürt devletine yeşil ışık yakacak değişiklikler

Bu senaryo Türkiye açısından en kötü senaryodur. Obama’nın sekiz yıldan bu yana Irak ve Suriye Kürtlerine destek vermesi Trump döneminde de sürecek midir? En önemli soru budur. Devlet politikasının devamı prensibi içinde en azından 2017 Nisan ayına kadar bu politikanın devam edeceği beklenebilir. Trump’ın Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’ın, bölgede bir Kürt devletinin kurulacağını açıklaması önemli bir göstergedir. Türkiye’nin 2008 yılından itibaren Barzani bölgesi ile geliştirdiği ekonomik işbirliği nedeniyle sadece bu bölgede bir Kürt devletine yeşil ışık yakması düşünülebilir. Ancak Suriye Kürtleri için aynı şey Türkiye için stratejik bir tehdit anlamındadır. Ve mutlak bir savaş nedeni olacaktır. Barzani bölgesi bağımsız bir Kürt devletine dönüşürse, yıllardan beri PKK konusunda resmi bir muhatap bulamayan Türkiye için avantajlı bir durum ortaya çıkabilir. O zaman Barzani ya kendiliğinden PKK’yı topraklarından çıkarmak veya kendi içinde etkisiz bırakmaya mecbur kalacaktır. Türkiye’nin diğer bir avantajı da Barzani bölgesindeki enerji projelerinde karşılaştığı Irak merkezi hükümetinin engellemelerinden kurtulması olacaktır. Trump yönetiminin bu konuda Türkiye ile işbirliği yapması halinde, hem parçalanan Suriye’nin siyasi geleceğinin belirlenmesinde, hem de bölgedeki Rus etkisinin azaltılmasında önemli kazançları olacaktır.

  NATO’nun yeniden ele alınmasına yönelik değişiklikler

Trump, NATO ittifakına bağlı kalacağını açıklamıştır. Ancak 2017 yılı içinde, Rusya ile olan ilişkilerinin derecesine bağlı olarak,  NATO’nun gerek fonksiyonel gerekse mali yönleri ile ele alınmasını talep edebilir. Bu durumda ABD dışındaki NATO üyelerinin ittifakın bütçesine katkı oranları artabilir. Bu durumda, ekonomik ve siyasi kriz içindeki Avrupalı NATO üyelerinin bir kısmı ittifaktan ayrılmayı düşünebilir. NATO’nun geleceği hiç şüphesiz ABD Rusya ilişkilerinin nasıl şekilleneceğine bağlıdır. Tehdit ortamı yerine güven ortamı geri gelirse askeri ittifakların da zayıflaması mümkün olacaktır. Suriye krizi, Rusya’yı artık bir Akdeniz ülkesi yapmıştır. Bu son derece radikal jeopolitik bir gerçektir. Bu durum NATO’nun ve ABD’nin yeni stratejik doktrinler geliştirmesini dikte etmektedir. Soğuk Savaş’ta NATO’nun kanat ülkesi Türkiye, bugün hala Rusya tehdidine göre yapılanmayı sürdüren NATO’nun merkez ülkesi haline gelmiştir. Buna rağmen ABD ve Batı son 6 yıldan bu yana Rusya’nın Ortadoğu’daki varlığının nelere mal olabileceğinin farkında değillerdir. Çünkü hala PKK ve cihatçı terörle mücadele eden Türkiye’ye karşı düşmanca politika ve askeri stratejiler izlemeyi sürdürmektedirler. Bu politika ile bindiği dalı kesen ABD ve Batı, Türkiye’yi Rusya ile her alanda stratejik ortaklığa doğru itmektedir. Trump yönetimince bu politikada radikal bir u dönüşü olmazsa, Türkiye’nin 2017 yılı içinde NATO’nun askeri ve hatta siyasi kanadından çekilmesi gündeme gelebilir.

Pasifik’te Tayvan’ı Çin’den koparmaya çalışacak değişiklikler

Trump’ın göreve başlamadan Tayvan’ın bağımsızlığı konusunda ümit vaat edecek konuşmalar yapması, Çin’in stratejik seviyede alarm durumuna geçmesine neden oldu. Çünkü ABD, 1970’li yıllardan bu yana Tayvan’ı Çin’in bir parçası olarak kabul etmektedir. Diğer taraftan Çin’in aidiyeti tartışmalı bazı adalar ve kayalıklar üzerindeki zorlayıcı faaliyetleri ABD ve müttefiklerini ciddi anlamda endişelendirmektedir. Çin’in özellikle deniz gücünü hem sayısal hem de kabiliyet olarak güçlendirmesi ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan beri bölgede tesis ettiği deniz üstünlüğünü tartışmalı hale getirmiştir. Diğer taraftan Çin’in bölgedeki ekonomik ve siyasi nüfuz alanını askeri yönden sürekli güçlenerek genişletme stratejisi meyvelerini vermeye başlamıştır. 2107 yılı içinde ABD’nin Çin ile olan ilişkileri esas olarak ekonomik alanda yoğunlaşacaktır. Bu rekabetteki anlaşmazlıklar çözülemezse o zaman iki ülke arasındaki ilişkiler askeri alanlara kayabilir. Bölgedeki güç denkleminde son yıllarda giderek olumlu yönde ilerleyen Çin- Japonya ilişkilerinin de etkisi büyük olacaktır. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri siyasi ve askeri yönden esir olarak nitelendirilebilecek seviyede vesayet altında olan Japonya’nın Çin’le yakınlaşması ABD, Hindistan ve Avustralya’nın en büyük korkusudur

 

Türkiye’nin 2017 Yılı

Türkiye’deki 15 Temmuz darbe teşebbüsü, hem iç sosyal dengeleri hem de dış ilişkileri büyük oranda etkilemiştir. 2016’ın en olumlu gelişmesi Rusya ile olan ilişkilerin düzelmesidir. Bu gelişme Türk ordusunun Fırat Kalkanı Harekâtına başlamasını sağlamıştır. Türk Ordusu ve Polisi dünyada hiçbir ülkenin yapamayacağı kadar kısa sürede PKK’yı şehirlerden ve meskûn mahallerden temizlemiştir. Kırsalda ve sınır ötesindeki mücadele de başarıyla devam etmektedir. Diğer bir olumlu gelişme ise İsrail – Türkiye ilişkilerinin düzelmesi ve işbirliği olanaklarına kapı açılmasıdır. Türkiye güneyindeki savaş haline ilave olarak Kıbrıs ve Ege’den de sıkıştırılmak isteniyor. Kıbrıs görüşmeleri Rumların baskısı ile uluslararası hale gelmek üzeredir. Türkiye ve İngiltere gibi eski garantörler yerine AB garantör yapılmaya çalışılmaktadır. KKTC’nin Türkiye için Trakya’dan farkı yoktur. Trakya’yı kaybedersek Boğazları kaybederiz. KKTC’yi kaybedersek Doğu Akdeniz’i kaybederiz. İki gün önce 15 Aralık günü 10 Yunan balıkçısının Kardak Adaları civarında balık tutmak istediği, hatta bazılarının adalara çıkma teşebbüsünde bulunduğu, Yunan sahil güvenlik botlarının da Yunanlı balıkçılara destek verdiği basında yer aldı. [6] Yunan hükümetinin haberi olmadan böylesine bir girişimin başlatılması olasılığı son derece zayıftır. Amaç, Kardak bölgesinde yeni bir kriz yaratarak çok yönlü siyasi ve askeri bağlantı içindeki Türkiye’yi zor durumda bırakmak, 2004’den beri uluslararası hukuka aykırı olarak işgal ettiği adaları meşrulaştırmak olabilir. Türkiye’nin haklı ve ulusal çıkarlarına uygun stratejileri,  ABD ve AB’nin çıkarları ile örtüşmemektedir. Bu ülkeler, PKK başta olmak üzere diğer Türkiye karşıtı örgütleri açık veya örtülü şekilde desteklemeye devam ediyorlar. Ayrıca bir zamanlar Rusya’ya yapıldığı gibi, uluslararası finans mekanizmalarını kullanarak Türkiye’yi baskı altına almak istiyorlar. Bu bağlamda Türkiye’nin sözde NATO müttefiklerinin PKK politika ve stratejileri değişmediği sürece, 2017’de de Türkiye – ABD ve Batı arasındaki stratejik gerilimlerin devam edeceği söylenebilir. Türkiye karşıtı bu dolaylı stratejik girişimlerin durdurulması nasıl sağlanabilir?  Kanaatimce öncelikle İç Cephe’nin güçlü tutulması gerekmektedir. Bunu sağlamak için siyasi partilerin, kamu ve özel kuruluşların, sağduyulu vatandaşların hükümetin politikasına destek vermesi yetmeyebilir.

2017’de Türkiye için Öneriler

·         Oldukça zor geçmesi beklenen 2017 yılı içinde Türkiye, sadece kendi gücüne güvenmeli, kendi ulusal çıkarlarından taviz vermemelidir. Dışarıdan yapılan her yönlendirmenin Türkiye’nin de ulusal çıkarına uygun olması gerekir.  Öncelikle içerdeki PKK terörünü kontrol altına alma stratejisine kararlılıkla devam edilmelidir. En güçlü dış politikanın halka dayanan politika olduğu gerçeğinden hareketle, Hükümetin TBMM’ni öne çıkaran şeffaf dış politikalar uygulaması çok önemlidir.

·         İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi çok olumlu bir gelişmedir. Bu yıl İsrail’in karasularından çıkartılacak doğal gaz rotası Türkiye üzerinden olursa Türkiye çok avantajlı duruma geçecektir.

·         Türkiye PKK ile mücadelede Rusya ve İran’ı da sürece dâhil etmeye çalışmalıdır. Askeri şartlar uygun olduğunda baharla birlikte Kandil bölgesine kara harekâtı başlatılması düşünülmelidir.

·         Kıbrıs sorununda artık 33 yıllık KKTC’nin varlığını tartıştırmamak gerekiyor. Türkiye Kıbrıs görüşmelerine son vererek KKTC ile federal veya özerk yapıda siyasi bütünleşmeye gitmelidir.

·         Görüşmeleri askıya alan ancak PKK ve türevlerine doğrudan ve dolaylı siyasi ve lojistik destek veren AB hem BM’ler şikâyet edilmeli hem de ilgili ülkeler için Avrupa Ceza Mahkemesine suç duyurusunda bulunulmalıdır. Gerekirse PKK’ya destek veren ülkeler ile siyasi ilişkiler askıya alınmalıdır.

·         NATO Türkiye açısından işlevini kaybetmiş bir kuruluştur. Kırk yılı aşkın süredir Türkiye’ye Irak’tan kaynaklanan PKK terörünün bir tehdit olduğunu kabul etmemişlerdir. Bu bağlamda Türkiye, en azından NATO’nun askeri kanadından çekilmeyi düşünmelidir.

·         İç Cephenin daha da güçlendirilmesi için, güvenlik sorunları çözülünceye kadar tüm siyasi partilerin görev alacağı geçici bir hükümetin kurulması konusu düşünülmelidir.

·         Türkiye’nin yeni politikası BAĞLANTISIZLIK olmalıdır. Bu zamana kadar Türkiye’nin içinde bulunduğu çetin coğrafyada tarafsız ve bağlantısız kalmanın mümkün olmadığı beynimize kazındı. Ancak 2016’nın jeopolitik kargaşa ortamının şartları ve geleceğin belirsizliği ışığında Türkiye’nin barış ve huzur içinde olabileceği tek siyasi statü BAĞLANTISIZLIK olacaktır. Bu konu tartışılmalıdır.

 



[1] BBC Türkçe, İran: ABD Kongresi'nin kararı nükleer anlaşmanın ihlali, 2 Aralık 2016; http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-38181078

 

2] 

https://tr.sputniknews.com/abd/201612161026337738-trump-israil-buyukelci/

[3] ABD yönetiminin, 1995 yılında imzalanan Kudüs Büyükelçilik Yasası'na göre ülkedeki elçiliğini Kudüs'e taşıması öngörülüyordu fakat söz konusu yasa 21 senedir Bill Clinton, George W. Bush ve Obama'nın başkanlık dönemlerinde her 6 ayda bir 'ulusal güvenlik' gerekçesiyle ertelendi.

[4] PLO will revoke Israel recognition if US moves embassy, top official warns; http://www.timesofisrael.com/plo-will-revoke-israel-recognition-if-us-moves-embassy-top-official-warns/

[5] The Times of Israel 17 December 2016

[6] Yaşar Anter, Kardak’ta tehlikeli yakınlaşma Bodrum/DHA 15.12. 2016

 


650 Görüntülenme Sayısı
Kategori : JEOPOLİTİKA
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *