• 23 Ekim 2018 Salı
BENZERSİZ BİR YUMUŞAK GÜÇ 0 Yorum 1 BEĞENİ

BENZERSİZ BİR YUMUŞAK GÜÇ

Dr. Ataalp PINARER
Dr. Ataalp PINARER
Jeopolitika Uzmanı

       

 

Ataalp PINARER  

 

   Anlatım ya da söylem; insanlık tarihi ile örtüşür, kavimler ve milletler kadar eskidir. İnsan doğası, kolayca anlayıp inanabileceği basit anlam kalıpları arar. İnsanların diğer canlılara üstünlüğü, anlaşılmaz olayları anlaşılır ve kabul edilebilir hale getiren, hikâyeler yaratması ve anlatmasına dayanır. İnsan aklı ve merakı, anlam yokluğuna dayanamaz. Gece gökyüzündeki yıldızların dağılımına bakıp rastlantı ile uğraşmak yerine, bu noktaları hevesle birbirine bağlamayı ve onları çeşitli nesnelere benzeterek, en ayrıntılı, hatta şiirsel masallarla süslemeyi tercih eder. İnsan doğasının efsaneler, mitler ve hikâyelere çok yoğun bir ihtiyaç duyduğu; tarih, insan psikolojisi ve toplum sosyolojisinin bize sunduğu bilgiler ışığında, çok açıktır. Anlatı, insanı insan yapan en temel konulardan biridir.

   Söylem, anlatı ve hikâye yaratma var olduğundan beri insanın en büyük silahı olmuştur. İnsan topluluklarının bir amaç etrafında toplanması; özveri ile inanılan hedefler doğrultusunda çalışması, toplumsal yardımlaşma ve dayanışmanın sağlanması ancak bu sayede mümkün olmuştur.

   Kültürler, kurumlar ve bireyler, diğer pek çok şeyin yanı sıra, bilgi işleme mekanizmalarıdır. Bu yapılar, günümüzde net olarak ortaya çıkmış olan, bilgi yoğunluğu ve karmaşıklığı içinde boğuldukça; daha basit anlatılara, anlam sağlayan hikâyelere ve söylemlere yönelme ve inanma eğilimi de güçlenmektedir.

   Günümüz koşullarında; anlatı ve söylemin toplumsal bir kuvvet çarpanı ve hatta milli güç unsuru olarak, siyasi hedeflerin elde edilmesi maksadıyla kullanılması gerçeği gündemimize oturmuş durumdadır.

   Bir araç haline geldiği iddia edilebilen anlatı ve söylem; rakip devletin ve milletin medeniyetini, kimliğini ve iradesini karmaşıklık, karışıklık ile politik ve sosyal ayrımlar üretmek suretiyle zayıflatmaya çalışır. Açık askeri veya jeopolitik çatışmanın bir parçası olarak taktiksel olarak kullanılabilir. Ya da stratejik olarak, bir medeniyet, devlet veya organizasyonu güçten düşürmek, etkisiz hale getirmek ve yenmek için bir yol olarak tercih edilebilir. İyi uygulandığında, siyasi ve askeri amaçlara ulaşmak için silahlı kuvvet kullanılması ihtiyacını azaltabilir ve hatta ortadan kaldırabilir.

   Bu maddi olmayan, düşünsel baskı altında kalan kültürler parçalanır, kurumlar, etkisiz veya işlevsiz hale gelir. Kimliğini öncelikle devlet aracılığıyla tanımlayan bireyler, mistik bir parlak geçmiş milliyetçiliğine ya da kültürel ve dini bağları ön planda tutan bir köktendinciliğe çekilirler.

   Günümüzde artık bir silah haline geldiği ileri sürülebilen anlatı ve öykülendirmenin olağanüstü gücünün nedeni; kim olduğumuza, grubumuzun kimliğine saldırıyor olmasıdır. Bu yeni durum; bizi birleştiren eski kimlikleri yıkan saldırılara izin vermektedir. Fakat aynı zamanda, "biz" ve "onlar" arasında, mücadele etmeye değecek, yeni farklılıkları tanımlayan öykülerin oluşturulmasına da yol açmaktadır.

   Karmaşık bir dünyada, sorulara basit ve inanılabilir cevaplar sunan anlatı ve söylem, duygusal sağlamlığı rasyonel anlayışın aşınması pahasına sağlamaktadır. Duygusal açıdan tatmin olmamızı sağlayan anlatı ve hikâyeleri kabul etmek; kültürleri, kurumları ve kişileri karşıt görüşlere ve rahatsız edici gerçeklere karşı bağışık ve dayanıklı hale getirmektedir.

   Rasyonaliteden uzaklaşma, adeta anlam duvarlarıyla çevrilmiş inanç topluluklarının manipüle edilmesine ve toplumların saldırılara açık hale gelmesine yol açar. Ancak diğer taraftan bu topluluklar, kendi öz anlatılarını güçlendiren medya araçları ve mesajlar vasıtasıyla; başkalarını ötekileştirerek ve şeytanlaştırarak güçlendirilebilir ve savunulabilir.

   Anlatı ve hikâyelendirme; benzersiz bir yumuşak güç imkânı sunmaktadır. Profesyonel ve yaratıcı beyinlerin elinde, güçlü duygular olan öfke ve korkuya dayanan yeni öyküler ve söylemler; düşmanları kontrol etmek, seçeneklerini kısıtlamak ve işlevsel yeteneklerini yok etmek için kullanılabilir.

   Demokratik sistemin özü sayılabilen bireyin aydınlanma çağı açıkça bitiyor olabilir. Günümüz dünyasındaki eşi benzeri görülmemiş karmaşıklık; bilgi yoğunluğu ve bilginin oluşturulmasındaki hız nedeniyle;  artık ne kadar zeki olursa olsun, insan bilişsel bir boğulma durumundadır.  Bu durumda artık güç; insanlara anlayabilecekleri cevapları oluşturan anlatı, hikâye yaratan ve dağıtabilenlere doğru kayabilecektir. 

 

Kaynakça:

www.defenseone.com


1367 Görüntülenme Sayısı
Kategori : JEOPOLİTİKA
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *