• 17 Ağustos 2018 Cuma
ANALİZLER

KREMLİN ESİRLERİ

15 Ağustos 2018 Çarşamba

40 YIL SONRA KUZEY KIBRIS: DE 0 Yorum 0 BEĞENİ

40 YIL SONRA KUZEY KIBRIS: DEVLET Mİ EYALET Mİ?

Dr. Nejat TARAKÇI
Dr. Nejat TARAKÇI
Jeopolitikçi ve Stratejist

       

 

Dr. Nejat Tarakçı

Jeopolitikçi ve Deniz Tarihçisi

ntarakci@gmail.com

 

Giriş

Rum mezaliminden kurtuluşundan 40 yıl, KKTC’nin kuruluşundan 31 yıl sonra kuzey Kıbrıs’ı ziyaret ettim. Baharın başladığı 1-6 Nisan 2014 tarihleri arasında Ada’yı (KKTC) doğudan batıya, kuzeyden güneye gezdim. Tarih, sosyoloji, doğa, kültür, ekonomi ve siyasi alandaki gözlem ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Ada dışından böyle bir incelemenin KKTC’nin geleceği konusunda karar alma konumundakilere yararlı olacağını düşünüyorum. Bazı kişisel gözlem ve değerlendirmelerim gerçekleri tam yansıtmayabilir. Ancak bunu, KKTC’yi ve onun halklarını candan seven bir kişinin duygusal ve anlık değerlendirmeleri olarak kabul etmenizi peşinen belirtmek isterim.

Havaalanı

Adanın tek hava limanı olan Ercan’ın Adaya girişteki standartları iyi durumdadır. Ancak aynı şeyi Adadan çıkış için söylemek zor. Hava yolu şirketlerinin koltuk numarası verme, bagaj alma işlemleri oldukça yavaş. Örneğin Pegasus’un kontuarında bütün uçuşlar için yazmasına rağmen, bilgisayarlar uçuş saatinden ancak iki saat önce o uçuş için açılabiliyor. Gelen yolcular için en büyük sorun ise toplu taşıma imkânı olmaması. Yeni kurulan KIBHAS adlı bir taşıma şirketi için önce bilet kuyruğuna giriliyor. Daha sonra otobüse biniliyor. Ülkemiz deki gibi HAVAŞ ve benzeri bir model uygulanması zorunludur. Çünkü taksi ücretleri çok yüksektir. Oteller ise kendi müşterilerini özel araçlarla aldırmaktadırlar. Ne olursa olsun herkesin faydalanabileceği hızlı, ucuz ve güvenli bir toplu taşıma gereklidir.

Yollar

Türkiye tarafından yaptırıldığı söylenen kara yolları birçok ülkenin standartlarının üzerindedir. Magosa- Lefkoşe- Girne- Güzelyurt gibi ana kaza merkezleri arasındaki yollar çift yol olup saatte 100 kilometreye kadar sürat yapılabilmektedir. Tüm ana ve tali yollardaki kamera ve sabit radar sistemi sürat kontrolünde son derece caydırıcı bir rol oynamaktadır. Ayrıca her ihlal için ayrı bir ceza uygulaması bu caydırıcılığı artırmaktadır. Ancak kara yolu üzerindeki trafik levhalarının çoğunda mesafe işaretleri yoktur. Dolasıyla gideceğiniz yerin ismini görmenize rağmen kaç kilometre sonra varacağınızı bilemiyorsunuz. Fazla masraf gerektirmeyen bu işaretlerin en kısa zamanda tamamlanması gereklidir.

En Değerli İhraç Malı

Kuzey Kıbrıs’ın en değerli ihraç malı temiz havası ve denizidir.  Yunanistan gibi, ağır sanayileşmeden kaçınarak turizm, eğlence ve eğitim yatırımları ile önemli ekonomik girdiler sağlanabilir. Rodos, Kuzey Kıbrıs için bir örnek olabilir.  Özellikle Girne kalesinin bulunduğu eski limandaki kafe ve lokantaların sağlığa uygunluk, sağlıklı gıda, servis ve müşteri ilişkileri yönüyle iyileştirilmesi gereklidir. Ayrıca Limanda deniz kirliliği vardır. Bu teknelerden ve alt yapı eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Deniz kirliliği mutlaka önlenmelidir. Yemek yerken önünüzdeki teknede büyük bir gürültü ile onarım yapılmaktaydı. Böyle bir şey kabul edilemez. Kuzey Kıbrıs’ın çok önemli bir avantajı da topraklarının tarım ve hayvancılığa çok elverişli olmasıdır. Sulama dışı ağırlıklı buğday ve arpa tarımının yapıldığı ülke aynı zamanda ekolojik ve organik tarıma da elverişlidir. Bu temiz toprakları ilaç ve gübrelerle kirletmeyelim. Güzelyurt bölgesinde mandalina ve portakal ağaçları meyveden yıkılıyor. Birçoğu yerlere düşmüş. Bunların mutlaka meyve suyu fabrikalarında değerlendirilmesi gerekir. Söylendiğine göre iklim özelliğinden ve organik olduklarından müthiş aromaları var. Yol üzerindeki kafelerde ve Çarşamba günü kurulan Girne pazarında narenciye suları taze sıkılarak satılıyor. Ancak küçük bir bardak 3 TL, büyükleri 5 TL, bu kadar bollukta mandalina ve portakallar dalında çürürken bu fiyatları anlamak mümkün değil.  Yediğim koyun etleri Türkiye ile karşılaştırıldığında çok lezzetliydi. Beslenmeyle ilgili olabilir. Bana çocukluğumdaki lezzetleri anımsattı. Karpaz bölgesine hayran kalmamak mümkün değil. Ayrıca bu bölgedeki kaplumbağa yumurtlama alanları da korunuyor. Özetle KKTC’nin kalkınması ve devlet olmasının yolu tarım ve hayvancılıktan geçiyor. İnanç, tarih ve tatil turizmi, eğlence, eğitim ve diğer sektörler ise destekleyici bir konumda olacaklardır. Turizm deyince Marina turizmine önem verilmelidir. Marinalar o ülkelerin dünyaya açılan kapılarıdır. Yatçıların çoğu gelir düzeyleri yüksek ve entelektüel insanlardır. KKTC’nin tanıtımına ve gelişmesine büyük katkı sağlayabilirler. Ancak Girne, Magosa ve Yeni Erenköy’de yeni açılan olmak üzere KKTC’nin sadece üç marinası vardır. Marina yatırımları teşvik edilmelidir. O nedenle özellikle kıyıların korunması ve denizlerin temiz tutulması öncelik almaktadır. Bu bağlamda tüm kuzey Kıbrıs’ta kıyıları kapatacak kontrolsüz bir yapılaşmaya izin verilmemesi çok önemlidir. Maalesef Girne ve civarının giderek kötüleştiği söyleniyor ve gözle de görülüyor.

Kuzey Kıbrıs’ın Azizleri

Kuzey Kıbrıs, Hristiyanlık kültürü açısından önem taşıyan çok sayıda azizi ve bunların ismiyle anılan manastırı topraklarında barındırmaktadır.  Ortodoks inancına göre isim yapmış birçok kilise ve şapel bulunmakla beraber aralarından en çok tanınanı üç tanedir.

Aziz Barnabas

 Mağusa ilçe sınırları içindeki Salamis Harabeleri yakınında bulunan Barnabas manastırı restore edilerek arkeoloji ve ikon müzesi olarak hizmet vermektedir.

Barnabas Manastırı

Levi kabilesinden Yahudi olarak Kıbrıs’ta Salamis’te doğan Aziz Barnabas, İsa’ya ilk inanlardan biridir. Yazdığı İncil’de Hazreti Muhammed’in gelişine yer vermesi yönüyle üç semavi din için de öne çıkan bir azizdir. 11 Haziran Aziz Barnabas günü olarak kutlanmaktadır. KKTC’ye gidenlere manastırın ziyaret edilmesini öneriyorum.

Aziz Andreas

Aziz Andreas Manastırına gelince, bu manastır Karpaz Yarımadası'nın en ucu olan Zafer Burnu'nun güneyinde bulunmaktadır.

 

Aziz Andreas Manastırı

Hıristiyan inancına göre İsa'nın havarilerinden Andreas, deniz yoluyla Kutsal Topraklar ve Kudüs'e giderken gemide su sıkıntısı baş gösterdi. Andreas gemiden inerek manastırın bulunduğu yere bastonuyla vurdu ve oradan su fışkırmaya başladı. Bir gözü kör olan geminin kaptanı gözlerini bu suyla yıkayınca kör gözü görmeye başladı. 15. yüzyılda suyun bulunduğu ve günümüzde de aktığı yere küçük bir şapel inşa edildi. Manastırın bir bölümü 18. yüzyılda inşa edilirken, binanın günümüzdeki dış cephesini oluşturan bölüm 19. yüzyılda yapıldı. Özellikle 15 Ağustos ve 30 Kasım günlerinde manastıra ziyaretçi akını olmaktadır. Bir takım Müslümanlar, manastırın bir Hıristiyan azizinin değil, İslam ermişinin yeri olduğuna inanmaktadır. Manastıra, ana yoldan ayrılan yaklaşık 25 kilometrelik dar ve yer yer bozuk olan bir yoldan ulaşılıyor. Yol ıslah edilirse iyi olur. Diğer taraftan manastırın ana binası ve etrafındaki yapılar son derece kötü durumdadır. Restorasyona ve onarıma ihtiyacı vardır. Manastır, gerek yeri, gerekse mimarisi ve iç donanımı ile çok özgün bir eser görünümü vermektedir. Görülmesi tavsiye edilir.

Aziz Mamas

Güzelyurt merkezde, Aziz Mamas adında bir kilise bulunmaktadır. Ancak Aziz Mamas hakkındaki bilgiler diğer iki aziz kadar net değildir. Bu kilise şu anda ikon müzesi olarak kullanılmaktadır. Cumartesi günü ziyaret ettiğimiz ve ücretsiz girilen bu kilise çocukların oyun bahçesi gibiydi. Ebeveynlerin çocuklarını yeterince kontrol etmediği, görevlinin ise,  görevini yeterince yapmadığı/yapamadığı bu tarihi ve dini mekân için ivedi önlem alınması gerekiyor.

  

Aziz Mamas Kilisesi

Kuzey Kıbrıs’ın Kaleleri

Kuzey Kıbrıs’ta başlıca dört kale vardır. Bunlar, Saint Hilarion, Buffevento, Kantara ve Girne Kalesidir. Ziyarete değer kaleler olarak Girne Kalesi ve Saint Hilarion öne çıkmaktadır. Girne kalesi Lefkoşe, Magusa’da olduğu gibi tipik bir Venedik kalesidir. Eski limanı kontrol eden bu kale ve Saint Hilarion kalesi mutlaka ziyaret edilmelidir. Hilarion kalesine gidiş ve çıkış biraz gayret gerektirmekle birlikte, sırf Girne manzarasını yüksekten görmek ve masalımsı mimarisini resimlemek için ziyarete değer. Walt Disney’in, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler çizgi filminde yer alan kaleyi çizerken Hilarion Kalesinden esinlendiği söylenmektedir. Gerçekten çizgi filmdeki kale ve kuleler Hilarion’dakilere çok benzemektedir. O nedenle KKTC’nin tanıtım broşürlerinde Hilarion Kalesi isminin yanına Walt Disney Kalesi yazılması ve kalenin bu isimle markalaştırılması çok faydalı olacaktır. Venedikliler 1489’da Kıbrıs’ı ele geçirdikten sonra kendilerinden önce yapılan diğer kalelere fazla önem vermediler. Çünkü Venedik bir deniz cumhuriyeti idi ve onun için limanların korunması daha öncelikli idi. Bu nedenle diğer kaleleri kendi haline bırakarak, kuzey Kıbrıs’ta sadece stratejik konumdaki Girne ve Magosa kaleleri ile merkezi konumdaki Lefkoşe kalelerini inşa ettiler.

Çok Kültürlü Bir Toplumda Kuzey Kıbrıslılık

KKTC’nin 1983’te ilanı, mevcut durum açısından bir cesaret ve zamanlama mucizesi olarak değerlendirilebilir. Kuzey Kıbrıs'ın, 15 Kasım1983'te bağımsızlığını ilan etmesinin ardından BM Güvenlik Konseyi, üç gün sonra 18 Kasım’da aldığı bir kararla bağımsızlık kararını kınadı. Türkiye, bağımsızlık kararı sonrasında KKTC'yi tanıdı. KKTC’yi tanıyan Pakistan ve Bangladeş, ABD ve İngiltere’nin baskıları ile bu kararlarından vazgeçtiler. KKTC, 1983’te ABD ve Yunanistan’ın baskısıyla alınan anlamsız ve mesnetsiz bir BM kararıyla[1] uluslararası bir siyasi kimlikten yoksun bırakıldı. Bunun hala devam eden ekonomik, toplumsal, kültürel ve ticari olumsuz yansımaları oldu. 31 yıl içinde KKTC, Avrupa standartlarında demokratik bir siyasi yapı kurmayı başardı. Özgür bir medya, insan hakları, yargı denetimli şeffaf ve güvenli seçimlerle oluşan koalisyon hükümetlerini de içine sindirdi. Ada’da özgürlüğün kokusunu her tarafta duyabiliyorsunuz. Özetle KKTC 31 yıldan bu yana bütün kurumları ile var olan, ancak var sayılmayan bir devlet konumunda. Daha dün kurulan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bile uluslararası alanda tanınırken KKTC bundan yoksun. Psikolojik olarak Batı dünyası, ikinci bir Türk devletine karşı gibi gözüküyor. Müslümanlık bağlamında ise KKTC’yi tanıyacak kadar özgür ve bağımsız bir babayiğit devlet ortada yok. Ama iki Yunan devletine her zaman yeşil ışık yakıldı. 

Kuzey Kıbrıslılık Kimliği?

Otuz bir yıla rağmen KKTC yeni bir devlet sayılır. Hala birçok sorunu var. Kanaatimce en büyük sorun kimlik sorunu. Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor. Acaba KKTC’li veya başka bir deyişle Kuzey Kıbrıslı olmayı beceremedik mi? Siyasi anlamda olmasa bile KKTC’yi tarihsel ve kültürel miras ile özgün gelenek ve görenekler bağlamında dünya çapında bir kimliğe kavuşturmak mümkündür. Bu kısmen yapılmaktadır. Ancak bunlar,  daha ziyade kilise, kale, antik şehir gibi Batı kültür mirasının yeniden canlandırılması şeklinde olmaktadır. Ve bunlar için Avrupa Birliğinden yardım alınmaktadır. Benim vurgulamak istediğim Ada’daki Osmanlı-Türk-Müslüman mirasının, evrensel yönleri ile ortaya çıkarılması ve tanıtılmasıdır.  Örneğin KKTC haritasında Hristiyanlara ait tüm eski kilise ve şapeller işaretlenmiştir. Tanıtım broşürlerinde bunlar hakkında detaylı bilgi verilmektedir. Ancak 300 yılı aşkın Osmanlı ve Türk mirası hakkında fazla bir şey yoktur. Diyeceksiniz ki, bir şey kalmadı ki! O zaman ortaya çıkarmak veya benzerini yapmak gerekir. Değirmen kasabasına yakın eski Osmanlı kültürünün kalıntılarını taşıyan Kalavaç köyü bir örnek olabilir. Bu köyde iki yıldan bu yana kültürel yapıyı tanıtan festival düzenlenmektedir.  Hiç şüphesiz KKTC, sahip olduğu tüm tarihi ve kültürel değerleri korumalıdır. Çünkü onlar artık dünya mirasıdır. Türkiye’de de durum aynıdır. Türkiye on binlerce yıllık değişik medeniyet ve kültüre ev sahipliği yapmaktadır. Kuzey Kıbrıslılık kimliği yaratmak için bundan daha da önemlisi, halen o topraklarda yaşayanların bu kimlik etrafında inançla ve kendi istekleri ile doktrine olmalarını sağlamaktır. Bunun için ortak ve özgün bir birleştirici gerekmektedir. Bunu KKTC halkı bulacaktır. ABD,  çeşitli etnik ve kültürel kimlikleri Amerikalı olmak paydasında bir araya getirdi. İngiltere eski sömürgelerini Ortak Refah Ülkeleri (Common Wealth Countries) adı altında topladı. Bu nasıl yapılabilir?  31 yıllık KKTC’de Kıbrıslı Türklerin çoğunlukta olduğu çok kültürlü bir sosyolojik yapı var. 1974 sonrası Türkiye’den gelen Türkler var. Bunların çocukları da 40 yaşlarını aştıklarına göre, artık onlar da Kuzey Kıbrıs kültürü içinde yetişmiş kabul edilebilir. Güzelyurt bölgesindeki Kayalar Köyü, Karpaz bölgesinde Ilıca Köyü gibi hala görüntü ve yaşam kültürü gibi yerinde saydığı söylenebilecek köyler de var. Türk köyleri ile Rum veya Marunî köylerindeki mimari, yaşam standart ve kültürü neden çok farklı? O köylerdeki insana huzur ve rahatlık veren atmosferin nedeni nedir? Bunları sorgulamakta fayda var. Çifte vatandaş statüsündeki İngilizlerin toplu yaşadıkları köyleri, siteleri var. Karpaz bölgesinde yaşayan Rumlar var. Koruçam Köyü ve civarında yaşayan Katolik Maronitler[2] var.

 

Koruçam (Kormacit) Köyü

Koruçam (Kormacit) Köyünü ziyaretimizde Katolik kilisesinin aşağısında kalan küçük bir kahvede oturduk. Kahve içtik. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Kıbrıs’ın bütün köy kahvelerinde Türk kahvesini müthiş güzel yapıyorlar. Ancak şeker durumundan önce kahvenizin sertlik derecesine karar vermeniz lazım. Ağır, orta ve hafif olarak seçebilirsiniz. Bu dereceleri nasıl ayarlıyorlar bilemiyorum. Ancak sanırım kavrulma dereceleri veya kahve cinsleri ile ilgili olabilir. İzmir’den geldiğimizi duyunca ilgilendiler. Eski muhtar Türkçe konuşabiliyordu. Kilise maalesef kapalıydı. Akşam 18’de açılacaktı. Ancak muhtar Vatikan’dan atanan ve köyde ikamet eden iki rahibenin içerde temizlik yaptığını, 20 Nisan’da yapılacak Paskalya (İsa’nın göğe yükselişi) için hazırlandıklarını söyledi. Bizim için rahibelerden izin aldı.

 

Kiliseyi gezebildik. Ortodoks kiliselerine göre farklı mimarisi olan bu kilise oldukça büyüktü. Köyde halen 87 kişinin yaşadığı, diğerlerinin Rum kesiminde ve Ada dışında olduklarını söylediler. Ancak hafta sonları ve dini bayram günleri olan Noel ve Paskalya ’da köyün kalabalık olduğu belirtildi. Köy tertemiz. Evler taş. Bakımlı. Yollar muntazam. Kırmızı örtülü masaları olan çiçeklerle süslü çok güzel bir kafesi de var. Biz görmedik ama köydeki Kasap Yorgi’nin dükkânında Atatürk resmi varmış. Bilseydim mutlaka resmini çekerdim. Atatürk gibi dünya liderleri herkesin sahiplendiği ve onda kendisinden bir parça bulduğu liderlerdendir. Marunîler hiçbir Kıbrıslının sahip olmadığı bir statüye sahipler. KKTC’de yaşayıp, Güney’deki seçimlerde oy verebiliyor; orada kendi milletvekillerini ve tanınan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ Cumhurbaşkanı’nı, Kuzey’de ise muhtarlarını seçebiliyorlar. Bütün bu etnik ve kültürel yapıyı Kuzey Kıbrıslılık ortak kimliği altında birleştirmek mümkündür. Öncelikle bir elin parmakları kadar da olsa bu gruplara KKTC parlamentosunda siyasi temsil hakkı kontenjanı vermekle işe başlamak uygun olacaktır. Daha sonra ortak fikir, çaba ve uygulamalarla hedefe varılabilir.

KKTC Neden Fark Yaratamadı?

Aynı adada farklı bir devlet kurmak farklı uygulamalar da gerektirir. Örneğin 40 senedir, İngilizlerin kurduğu aynı trafik düzeni, yani soldan trafik uygulanıyor. Bu trafik düzeni KKTC kurulur kurulmaz sağa alınmalıydı. Efendim ileride yeniden birleşilirse adada trafik sorunu yaşanır şeklinde kolaycı bir yola gidildiğini düşünüyorum. Bizler gibi sağ trafiği olan ülkelerden gelip soldan araba kullanmak zorunda kalanlar fazla bir sorun yaşamıyor. Bu bir mazeret olamaz ve halen yine de değiştirilebilir. Bu aynı zamanda o devletin özgür ve bağımsızlığının da bir göstergesi olarak nitelendirilebilir. Örneğin Maraş hemen yerleşime açılmalıydı. Pekâlâ, sömürge döneminde İngilizlerin mahkeme binası olarak kullandıkları binalar neden aynı maksatla hala kullanılmaya devam ediliyor. KKTC’ye özgü yeni mahkeme binaları yapılmalıdır. Kuzey Kıbrıslılık aynı zamanda yeni imaj ve algılar için yeni marka ve yapıları da gerekli kılar. ABD Hürriyet Heykeli, New York Gökdelenleri, Hollywood film endüstrisi, Caz müziği, Country müziği gibi yeni ve özgün kültürel değerler farklı etnik ve kültürel grupları Amerikalı kılan ögelerdir. KKTC’de 40 yıldan bu yana Türk Lirası kullanılıyor. Bu sayede Güney Kıbrıs’taki ekonomik krizden de korunmak mümkün oldu. Ancak tüm emlakçılardaki ilanlarda, afişlerde, reklamlarda hala İngiliz Poundu kullanılıyor. Eğer KKTC devlet olmak istiyorsa buna bir son vermelidir. KKTC’nin eğitim programlarını bilmiyorum. Ancak bir devlet üniversitesi olmadığını biliyorum. Rauf Denktaş adı, yeni ve milli bir üniversiteye çok yakışır. Lise ve daha aşağı kademelerdeki eğitim müfredat neleri içeriyor? Bence,  eğitimdeki temel hedef, çağdaş bilimin yanında Kıbrıs Türklerinin mezalim içinde geçen tarihlerinin yeni nesillere kin ve nefret aşılamadan çok iyi öğretilmesi olmalıdır. Yaşadıkları özgür ve demokratik ortamın ne pahasına elde edildiği unutulmamalıdır. Muratağa, Atlılar, Sandallar köylerinde[3] Rumlar tarafından yapılan katliamlar, Kanlı Noel[4] olarak tarihe geçen 1963 Noel’i her yıl anılarak hatırlanmalıdır. Güneyde kalan şehitliklere de sahip çıkılmalıdır.

Atlılar Toplu Mezarı

 O günleri hatırlatan anıtlar sadece olay yerine değil, her kazanın meydanına dikilmelidir. Çünkü ana yoldan uzakta kalan bu anıtlar yılda bir iki defa ziyaret edilmektedir. Kaza meydanlarında her gün binlerce insan bunları görmelidir. Bu şehit anıtları ibadet yerleri gibi kabul edilmelidir. Yunanistan’ın birçok yerinde sözde Pontus soykırımı için şehir merkezlerine dikilen onlarca anıt olduğunu ve her yıl anma törenleri yapıldığı bilinmektedir. Sözde Pontus soykırımı diye söylenen mücadelede Türkler, bir nefsi müdafaa ve var olma mücadelesi vermişlerdir. Ancak Kıbrıs’taki planlı Türk katliamları Rumlar tarafından itiraf edilmiş belgeleri ortaya çıkmıştır. O nedenle gençler, ülkelerine ve tarihlerine sahip çıkmalıdır.

Bugün AB pasaportu ile özgürleşeceklerini ve daha iyi yaşam şartlarına kavuşacaklarını ümit eden gençlere, KKTC’deki yaşam koşullarını aramak zorunda kalabileceklerini hatırlatmak isterim. Kıbrıs sorunu siyasi bir sorun değildir. Kültürel ve jeopolitik bir sorundur. O nedenle KKTC’de özgün Kıbrıslı Türk kültürü egemen kılınmalıdır. Batıdaki bugünkü Türk ve Müslüman imajının, 16 ve 17 yüzyıllardaki Türk ve Müslüman imajından hiçbir farkı yoktur. Gençlere bunun iyi öğretilmesi gerekir. Geçenlerde Kıbrıslı bir Türk, televizyon programında 1974 öncesi daha güçlü bir birlik ve beraberliğimiz vardı dedi. Doğrudur. 1974’de doğanlar bugün 40 yaşında, 1983’te doğanlar 31 yaşında. Onlar birçok zorluğu yaşamadılar. Hayatta kalma içgüdüsü insanları birleştiren en güçlü duygudur. Ancak aradan geçen 40 yılda daha birleştirici ve daha kucaklayıcı bir Kuzey Kıbrıslı kimliğinin yaratılamadığı da bir gerçektir. Devletlerin ömürlerinde 40 yıl çok kısa bir zamandır. Önemli olan, geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizi evrensel şartlara uygun, ancak milli kimlik ve kültürüne bağlı kişiler olarak yetiştirmektir.

TC Vatandaşı Türkler

Halen devam eden sosyal ve toplumsal sorunlardan birisi de, KKTC’de çalışan veya yerleşen T.C vatandaşlarının durumudur. KKTC vatandaşı olmayan bu Türkler, yabancı statüsündedirler ve bu nedenle birçok bireysel haklardan mahrum kaldıkları söyleniyor. Örneğin ev aldınız 60-90 günde bir belirli izleklerden sonra oturma izni almak zorundasınız. Çalışıyorsanız çalıştığınız işyeri sizi istihdam ettiğini belirli periyodlarla beyan etmek zorunda. Bir minibüs şirketinin Magosa şubesinde çalışan ve 9 yıldan bu yana KKTC’de yaşayan bir bayan hala KKTC vatandaşlığına geçemediğinden şikâyet ediyordu. TC kökenli olanların en büyük sorununun KKTC vatandaşlığına geçiş olduğu ortada. En azından KKTC’de doğanlara vatandaşlık hakkı verilmesi düşünülebilir. Türk dizi yıldızı Polat Alemdar’ın Bakanlar Kurulu Kararı ile KKTC vatandaşlığına alındığını okumuştum. Ancak gerekçesini tam olarak bilmiyorum. 2013 sayım sonuçlarına göre KKTC’de sürekli oturanların sayısı 286 bin kişi. Bunlardan Kıbrıs doğumlu olanlar 160 bin. Türkiye doğumlu olanlar 105 bin. T.C vatandaşı olanlar 81 bin kişi. İngiltere vatandaşı olanlar 4 bin kişi. Türkiye doğumlu Kıbrıs’ta sürekli oturan KKTC vatandaşlarının sayısı 31 bin kişi.[5] Bu sonuçlara göre KKTC’de halen yabancı statüsünde yaklaşık 20-25 bin civarında T.C vatandaşı olduğu söylenebilir. Girne’de ve Ercan Havaalanında KKTC’liler ile konuşurken, bizim gibi gezmeye gelenlere bile sözlü veya vücut dili bağlamında olumsuz bir tavır içinde olduklarını hissettim. Bazı sorularınıza o burada olmaz, Türkiye’de olur şeklinde rahatsız edici cevaplar aldım. Özetle hangi statüde olursa olsun TC ve KKTC vatandaşları arasında bir kimlik çatışması gözleniyor. Hiçbir olgu tek taraflı değildir. Doğal olarak bir kısım TC vatandaşlarının da bu algının yaratılmasında dahli olabilir. Kaynağını bilecek durumda değilim. Ama bilenler ve sorumlu makamlarda oturanlar, bu kültür ve kimlik çatışmasının seviyesi yükselmeden çare bulmak zorundadırlar. Daha seçici mekanizmalar uygulayabilirler. Bu konu mutlaka tatmin edici yasal bir statüye oturtulmalıdır. T.C vatandaşlarının Adadaki varlıkları, orta ve uzun vadede Kuzey Kıbrıs’ın toplumsal ve kültürel yapısını iki yönlü etkileyebilir. Birincisi kısa vadede, halen gözlemlendiği gibi bir süre Adadaki yerel kültür ile kimlik uyumsuzluğu ve çatışması yaşanabilir. İkincisi, KKTC vatandaşlığına geçişle birlikte, orta ve uzun vadede baskın kültürlerin birbirlerini etkilemesi sonucu yeni bir ortak kimlik ortaya çıkabilir. Aslında aynı dili konuşan bu insanlar, KKTC’nin yerli kültürü ile kolaylıkla bütünleşerek daha özgün, daha etkili bir kültüre ve kimliğe sahip olabilirlerdi. Ancak Mevlana’nın dediği gibi aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir. Geçen 40 yılda KKTC’de yaşayanların aynı duygu parantezinde birleştirilemediği anlaşılıyor. Devam eden karşılıklı kültür ve kimlik etkileşiminin daha güçlü ve birleştirici bir ortak kimlik yaratmasını candan diliyorum.  Her iki tarafın güzellik ve iyiliklerini bir araya getirmede başta siyasiler olmak üzere her kesimin çabasını gerektirdiğini düşünüyorum.

KKTC Türkiye’nin Vesayeti Altında mı?

Türkiye, Kıbrıs Türklerinin canını, malını, ırzını ve namusunu kurtarmıştır. Onların yeni bir devlet kurmalarına yardımcı olmuş ve tanımıştır. Halen KKTC’nin güvenliğini Ada’daki Türk askeri sağlamaktadır. Türkiye, KKTC bütçesine her yıl önemli oranda karşılıksız yardım sağlamaktadır. Nüfus kâğıdı ile giriş yapma kolaylığına sahip Türk turistler de KKTC’de önemli bir gelir kaynağıdır. Türkiye, yol, baraj, sulama kanalları, liman gibi birçok alt yapı projelerini finansa etmiş veya bizzat yapmıştır. 2014 yılı içinde Türkiye’den su getirilmesi de gerçekleşecektir. Bu bile başlı başına KKTC için radikal bir jeopolitik değişimdir. Türkiye, ambargo nedeniyle KKTC’nin satamadığı birçok ürüne kendi pazarını açmıştır. Özetle KKTC ile Türkiye simbiyotik[6] bir ilişki içindedirler. Ancak gözden kaçırılmaması gereken, ama kaçırıldığı açık olan çok önemli bir nokta vardır. 1974’den bu yana devam eden Türkiye- Kuzey Kıbrıs ilişkisi 2008’den itibaren farklı bir boyut kazanmıştır. Türkiye’ye güvenlik ve ekonomik bağlamda muhtaç olan KKTC, bulunan yeni enerji kaynakları ile Doğu Akdeniz jeopolitiğinde başat aktörlerden biri olma konumuna yükselmiştir. Bu bağlamda Türkiye-KKTC ilişkileri, tek taraflı, Türkiye’nin dikte ettiği koruma ve ekonomik yardım boyutundan, Türkiye’nin bölgesel hayati stratejik çıkarları için KKTC’ye bağımlı olduğu bir boyuta evirilmiştir. Bu noktada Türkiye açısından KKTC’nin vazgeçilmezliği, sadece güvenlik yönüyle değil, bölgesel bir güç olma yönüyle de hayati bir önem kazanmıştır. Özetle KKTC, Türkiye’nin güvenliği ve bölgedeki stratejik çıkarları yönüyle 1974 ve öncesinden daha vazgeçilmez bir konuma gelmiştir.  Bunun anlamı, artık Türkiye’nin KKTC ile ilgili doğrudan veya dolaylı politika ve stratejilerinde dikte edici ve yönlendirici değil,  bağımsız bir devlete karşı yürütülmesi gereken eşitlikçi bir davranış içinde olması gerektiğidir. Artık KKTC, yardım ve himaye edilmesi gereken bir devlet statüsünden, gerçek bir simbiyotik ilişkinin gerektirdiği ortak çıkarlar için ortak kararlar alınması gereken bir devlet konumuna gelmiştir. Özetle yavru vatan ana vatan söylemi kardeş vatanlara dönüşmüştür. KKTC de artık silkinerek gerçek bir bağımsız devlet olmanın gereklerini yerine getirmelidir. Öncelikle KKTC’ye has bir ortak kültür ve ideoloji yaratmalıdır. Süratle bir milli marş edinmelidir. Potansiyel güçlerini harekete geçirerek ekonomik alanda kendi kendine yeterli hale gelmeye çalışmalıdır. Dört bin İngiliz asıllı vatandaş ile Marunîlere mecliste temsil hakkı vermelidir. Tanınmamasına rağmen yabancı sermayeyi cazip kılacak projeler geliştirilmelidir. Bölgedeki böylesine önemli radikal jeopolitik değişikliklere rağmen KKTC, yeni yol haritasını mutlaka Türkiye ile birlikte çizmelidir. Çünkü askeri gücü yoktur. Rumların güven konusundaki testleri olumsuz çıkmıştır. Türkiye’nin de Kıbrıs Türklerini psikolojik ve yaşam kültürü yönüyle rahatsız edecek politika, söylem ve uygulamalara izin vermemesi uygun olacaktır.  Bunun yerine iki ülke bölgesel ortak çıkarlara odaklanmalıdır. 12 yıldan beri Türkiye’de yaşanan muhafazakârlaşma sürecinin bir şekilde KKTC’ye de yansıtılmaya çalışıldığı dile getirilmektedir.  Son zamanlarda, Kıbrıs Türklerinin inanç ve günlük yaşam bağlamında şikâyetleri var. Türkiye’deki hükümetin dolaylı telkinleri ve desteği ile yaygınlaştığı söylenen İmam Hatip Liseleri ve Kuran kurslarını 450 yıllık yaşam kültürlerine müdahale olarak görenler ve Türkiye’deki mevcut hükümetin KKTC’de din baskısı uyguladığını söyleyenler de var.[7] Türkiye’nin KKTC üzerinde vesayet ve müdahale algısı yaratan uygulamalara süratle son vermesi önem arz etmektedir.

Girne’deki Bayrak Töreni

Her Cuma günü Girne’nin Atatürk Heykeli Meydanı’nda Türk askeri kıtası, bando eşliğinde göndere Türk ve KKTC bayraklarını çekme töreni yapmaktadır. Erlerin yüksek sesle söyledikleri marş, izleyenlerin tüylerini ürpertmektedir. Ancak dikkatimi çeken bir husus, iki bayrak direğinden KKTC bayrak direğinin Türkiye bayrak direğinden biraz kısa olmasıydı.

Ayrıca tören esnasında KKTC’nin milli marşı olmadığından sadece Türk İstiklal Marşı çalındı. Bunun yerine bayraklar direğe çekildikten sonra Kıbrıs Türklerinin en meşhur türküsü bando tarafından çalındı. Yanımızda töreni seyreden Kıbrıslı Türkler türküye coşkuyla eşlik ettiler. Çok hoş bir törendi. Bu noktada 31 yılda KKTC neden bir milli marşa sahip olamamıştır veya olmamıştır sorusu akla gelmektedir. Milli marş, devlet olmanın en önemli şartlarından biridir. Evet, neden KKTC’nin milli marşı yoktur? Tanınmamak mazeret olamaz. Çünkü milli marşlar milleti ve devleti temsil eder. Bayrak varsa milli marş da olmalıdır. Tören alanındaki bayrak direkleri arasındaki yükseklik farkına gelince, bunun kasıtlı veya belirli bir amaca yönelik olduğunu zannetmiyorum. Ancak, ben de olduğu gibi, birçok kişide de Türkiye’nin KKTC üzerindeki vesayeti algısını yaratabilir. Aslında bu güzel tören, KKTC milli kuvvetleri ile birlikte yapılabilir. Direklerin boyları eşitlenebilir. En kısa zamanda kabul edilecek KKTC milli marşı da Türk milli marşı ile birlikte çalınabilir. Böylece bu tören KKTC milli kimliğine de önemli bir katkı da sağlayabilir.  Bazen küçük detaylar, büyük algılar yaratabiliyor. Tarihi, o günleri yaşamamış olanlara hatırlatıcı modern enstrümanlar gerekli. Yeni ve çarpıcı bir örnek; ABD, USS New York adlı yeni bir askeri gemiyi hizmete soktu. Bu geminin yapımında 2001’de New York’ta terörist bir saldırı ile yıkılan İkiz Kulelerden kalan 24 ton hurda çelik kullanıldı. Ve geminin mottosu olarak Asla Unutma (Never Forget) seçildi. KKTC’de de unutulmaması gerekenler anıtlar ve simgelerle yaşatılmalıdır.  Ancak şunun bilinmesi gerekir ki, Türkiye’nin KKTC’ye yaklaşımı, üst düzeyde ve stratejik bağlamdadır. Sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda ısrarlı bir tutumun olmadığını düşünüyorum. Yani KKTC’nin yeni bir kimlik yaratma çabaları tamamen kendi inhisarında olan bir husustur.  Ancak şu gerçeği de kabul etmek zorundayız ki, KKTC halkı üzerindeki bu vesayet algısını yaratan sebeplerin başında KKTC’deki iç siyasi çekişmeler gelmektedir. KKTC 31 yıl boyunca ambargo ve siyasi tanımazlık nedeniyle sürekli bir yalpalama içinde olmuştur. Bu bağlamda içeride sağlam, kararlı bir kimlik yaratma stratejisi uygulamaya konulamamıştır.

Türk Ordusu Niçin Kıbrıs’ta

Dünyada, bölgede ve hatta Kıbrıs’ta en çok sorulan sorulardan biri de, Türk ordusunun 40 yıldan bu yana neden hala Kıbrıs’ta olduğudur. Cevap; tatmin edici, güven verici ve sürdürülebilir bir siyasal sonuç alınamadığından. Rum potansiyel tehdidi, kısaca savaş hali devam etmektedir. Bu nedenle Türk ordusu;

-   Adadaki dört asrı aşkın Türk kültür ve mirasını korumak için

-   Türk topraklarını, İngiltere gibi emanete hıyanet edeceklerden korumak için

-   Türklerin yeni bir soy kırıma uğramalarını engellemek için

-   Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin geleceğini garanti etmek için

-   Türkiye’nin Ege, doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki güvenliğini ve stratejik çıkarlarını garantiye almak için

-   Avrupa ve Rumların geçmişte yaptıklarından ders alındığı için

-   Güvenli, kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir barışın yolunu açmak için adada bulunmaktadır.

İsteyen başka gerekçeler de ilave edebilir. Türk ordusu çekilirse, Türk toplumu yaklaşık üç katı nüfusa sahip ( bir milyonun üzerinde) Rumlarla ve onun 2 tümen ve 4 tugaydan oluşan askeri gücü ile karşı karşıya kalacaktır. Bunun anlamı, çözümü yokuşa sürmek ve Türkleri egemenlikleri altına almak için Rumların eline eskiden sahip oldukları tüm kozları geri vermek demektir.

KKTC Yönetimleri Başarılı mı?

Otuz yılı aşkın süre içinde birçok hükümet görev yaptı. Hiç şüphesiz kuruluşu ve takiben yapılan işlerde Rauf Denktaş’ın katkısı çok büyüktür. O, Kıbrıs Türkü için kahraman bir liderdi. Rumların bütün oyunlarını boşa çıkarttı. Türkiye ile birlikte bu günlere gelindi. Halen KKTC’de 15 faal siyasi parti var. Yaklaşık 300 bin nüfuslu KKTC’de parti başına 20 bin kişi düşüyor. Mecliste 50 milletvekili sandalyesi var. Burada da her partiye yaklaşık 3 milletvekili düşüyor. Böylesine bir siyasi yapı çok sesli demokratik bir toplumun yansıması olarak düşünülebilir. 2013 seçimlerinde meclise 4 kadın girdi. Bu % 8 eder. Türkiye’de ise bu oran %14. KKTC’de kadın milletvekillerinin sayısının artmasında fayda var kanaatindeyim. Güncel düşünce ve değerlendirmelerime gelince, edindiğim intibaa, KKTC’nin idari yapısının yeterli hızda hizmet üretemediği şeklindedir. Bakanların çoğu kaynak eksikliğinden şikâyet etmektedir. Türkiye’nin sürekli destekleri mi yetersiz kalıyor, yoksa yönetimsel bir zayıflık mı var? Bunu sorgulamalıyız. Faaliyetleri kısıtlayan yasal ve hukuki yetersizlikler varsa bunlar meclis eliyle giderilebilir. Ancak idari yavaşlıklar yönetimlerin sorunudur. Buna belediyeler de dâhildir. Bir akşamüstü Girne’de kıyıda dolaşırken kötü bir koku ile denize deşarj yapılıyordu. Aynı bölgede ise TC yardım heyetinin finanse ettiği alt yapı çalışması vardı. Sanırım hala bitmemiştir. Geçenlerde Genç Türk adlı televizyon kanalındaki bir programdan öğrendiğim kadarıyla Türkiye’de bile 3-4 tane olan ve yapımı 2012’de bitirilen Tarımsal Referans Laboratuvarı hala atıl durumda. Aynı programda Tarım Bakanı ise kurak geçen yıl nedeniyle tohum ve yem ihtiyacı için kaynak lazım diyordu. Konuştuğum birkaç Türk öğrenci ise, sağlık hizmetlerinden şikâyet ediyordu. Acile başvurduğunda röntgen teknisyeninin olmadığı, evinden çağrıldığını, eczanelerin nöbetçi olmalarına rağmen saat 20’de kapattıklarını söylediler. KKTC’de yaşamadığım için diğer konularda fikrim yok. Bunları orada yaşayanlar değerlendireceklerdir. Ancak şunu söylemek sanırım mümkün. KKTC’deki bu idari yapının siyasi partilerle doğrudan bir ilgisi olmadığını, aslı sorunun toplumsal yapı içindeki (hükümet, muhalefet, üniversiteler, hastaneler, belediyeler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları vb.) tüm mekanizmaların daha hızlı bir karar alma ve uygulama eksikliği olduğunu düşünüyorum. Özetle yönetimsel sistemin yeniden yapılandırılması gerektiğini değerlendiriyorum.

Kıbrıs Sorunu Yoktur, KKTC’nin Tanınma Sorunu Vardır

Edindiğim izlenimlere göre, KKTC’deki eski ve yeni siyasilerin çözüm konusunda netleşmiş bir fikirleri yok. Ancak genel olarak iki bölgeli federal bir yapıdan yana oldukları söylenebilir. Aslında çözülecek bir sorun da ortada yok. KKTC ve Türkiye açısından tek sorun KKTC’nin tanınmasının sağlanmasıdır. Rumlar da hayatlarından memnunlar. O zaman çözümü isteyenler kim ve neden bir çözüm diye dayatıyorlar?  Kıbrıs’ı sorun olarak görenler, Ada üzerinden bölgede giderek güçlenen Rusya ve Türkiye’nin stratejik konumunu kırmayı amaçlayan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail’dir. Bunların da kendi aralarında tam bir mutabakat içinde oldukları söylenemez. Evvel Allah hem Rumlar hem de Türkler hayatlarından memnundurlar ve 40 yıldan bu yana Adada barış vardır. Bence Türkiye ve KKTC’nin hedefi mevcut durumun, yani bağımsız bir KKTC’nin varlığının devam ettirilmesi olmalıdır. Ve KKTC bu zamana kadar ihmal ettiği devlet olmanın gereklerini yerine getirmelidir. KKTC açısından sorun olan bu tanınma sorununun çözümü ise, KKTC’nin ekonomik olarak kendi kendine yeterli hale gelmesinde yatmaktadır. Kendi kendine yeterli bir KKTC, istenileni ve dayatılanı değil, istediği çözümü dikte edebilir. Cazibe merkezi haline gelecek bir KKTC, kolayca tanınabilir. Böylece bağımsız statüde varlığını sürdürebilir. Edindiğim intiba, KKTC siyasilerinin federal bir yapı içinde AB şemsiyesine girme düşünceleri ve eğilimlerinin ağır bastığıdır. Çünkü KKTC, 40 yılda gerçek bir Devlet olma yolunda kendine özgü değerler yaratarak ilerlemek yerine, her an diğer tarafla birleşmek üzere Eyalet olarak kalmayı tercih etmiş bir izlenim vermektedir. İlla ki dayatılan bir pazarlık sürecine girilecekse dikkat edilmesi gereken kıstaslar şunlar olabilir:

-   Kıbrıs’taki Rumlar ile Türkler arasındaki siyasi anlaşmazlık; 1960’dan bu yana yaşanan iz bırakıcı acı veren olaylar nedeniyle, iki toplum arasında derin, kalıcı ve geri dönülmez psikolojik bir travmaya dönüşmüştür. Hangi çözüm olursa olsun, geriye dönüşün mümkün olmadığı bilinci içinde hareket edilmelidir.

-   Maddi kazanımlardan çok, insan odaklı çözümlere öncelik verilmelidir

-   Zamanlama ve kapsam olarak Kıbrıs için dayatılan, dikte edilen veya talep edilen çözümün, aslında küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda şekilleneceği, Kıbrıs’ın asıl sahibi Rumlar ve Türklerce iyi bilinmelidir.

-   Bu çözümün en temel amaçlarından birinin, Rusya’nın bölgedeki ve Güney Kıbrıs’taki varlığına son vermek ve Türkiye’nin bölgedeki gücünün zayıflatılması olduğu unutulmamalıdır.

-   Doğu Akdeniz’de yeni keşfedilen enerji kaynakları bağlamında İsrail’in de Kıbrıs ile ilgili planları dikkate alınmalıdır.

-   Türkiye’nin garantisinin olmadığı bir çözüm kabul edilmemelidir

-   Ada’da Türkler ve Rumlar arasındaki askeri denge mutlaka gözetilmeli, bu bağlamda bir miktar Türk askeri Ada’da kalmalıdır.

-   AB’de birleşilecek bir çözüm olursa, TC vatandaşlarının şimdi olduğu gibi KKTC’ye gidiş gelişleri sağlanmalıdır. Çünkü eğitim, eğlence ve turizm de, Türklerin önemli katkıları var.

-   Karpaz bölgesi, hayati jeostratejik konumu nedeniyle pazarlık konusu edilmemelidir. Bu yarımadadan terk edilecek en küçük toprak parçası hem KKTC hem de Türkiye’nin güvenliği ve stratejik çıkarları üzerinde büyük etkiler yaratabilir.

-   Maraş, Rumlara verilecekse, karşılığında Yeşilırmak – Erenköy arasındaki toprak parçası talep edilerek Erenköy’ün KKTC ile bütünleşmesi sağlanmalıdır.

-   AB içinde bir çözüm olursa, KKTC bir süre TL’de kalmalı, duruma göre Avro ’ya geçmelidir.

NOT: Bu yazı 2014 yılının Nisan ayında KKTC ziyareti sonrası yazılmıştır. Yazının son bölümünde yer alan önerilerimiz, bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan tarafından yapılan açıklamada aynen yer almıştır. Buradan çıkan sonuç bana göre şudur. Ülkemiz ve milletimiz için iyi niyetle ve yeterli argümanlara dayalı olarak yapılan çalışmalar yönetimler tarafından dikkate alınmaktadır.

 


[1] 18 Kasım 1983’te de BM Güvenlik Konseyi 541 sayılı kararı ile üye ülkelere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını tanımama çağrısı yaptı.

[2] Maronitlerin (Marunîlerin) ana dilleri Arapçadır. Ancak Rumca ve Türkçe de bilmektedirler. Marunî kaynaklarına göre, Marunîler, Haçlı Seferleri sırasında Lübnan bölgesinden Kıbrıs'a esir olarak getirilmişlerdi ve nüfusları 60 bin kadardı. Adanın kuzeyinde altmış köyleri vardı. Lüzinyanlar onlara mal vermiş ve ayrıcalıklar tanımıştı.

3] Bu üç köyde 1974 yılının Ağustos ayında 126 Türk Rumlar tarafından katledildi. Toplu mezarlara gömüldü.

4] Kanlı Noel olarak tarihe geçen 1963 katliamında 369 Türk öldürüldü. 8.667 Türk oturdukları 103 köyü terk etmek zorunda kaldı.

5] http://www.sabah.com.tr/Dunya/2013/08/13/kktcde-nufus-sayim-sonuclari-aciklandi

[6] Karşılıklı fayda, birbirinden beslenme ilişkisini anlatan bir deyim.

[7] Aslı Uluşahin, Müslümanız Ama Aracı İstemeyiz. Cumhuriyet Gazetesi s. 13

 

 


807 Görüntülenme Sayısı
Kategori : JEOPOLİTİKA
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *